1. "Pilot Bölüm"
Kalbimi heba etmiş bir adamı unutmak istedim.
Yapmam gereken bir daha karşıma çıkmamasını sağlamak, fotoğraflarından uzak durmak, anılarımızı silmek, daha fazla ağlamamak ve yoluma devam etmekti.
Ben de kaçtım, saklandım, aynı ortamlarda bulunmamak için çabaladım. Aslında bunları nefretimden yapmadım. Kendime olan saygımı yitirdiğim zamanlarım oldu ama ona duyduğum saygıdan ödün vermedim. Nihayetinde ben her zaman sevilen biriydim ama hiç onun beni sevdiği şekilde sevilmemiştim. Belki de bundan dolayı ayrıldıktan sonra bile adından övgüyle bahsettim, beni nasıl da yendiğine hiç değinmedim.
Öyle derin bir mevzuydu ki o bende, bazı şeyleri kendime dahi söylemedim. Yeniden bir şeyler hissederim korkusuyla içimdeki bütün hisleri elimin tersiyle bir kenara ittim. Hissiz kalmayı kalbimin yeniden kırılma ihtimaline defalarca kez tercih ettim.
Önüme onunla aynı dizinin başrollerini paylaşacağımız, en az yirmi bölümlük bir sözleşme koyduklarında beynimden vurulmuşa dönmem, işte bu yüzdendi.
Ilık bir Nisan sabahında ajansa gelirken yalnızca okuma provası yapıp repliklerin üzerinden geçeceğimizi, menajerimle ve diğer birkaç kişiyle konuşacağımı ya da yeni oyuncularla tanışacağımı düşünüyordum.
Onu yeniden görecek olmak aklımın ucundan bile geçmemişti.
Her şeyden habersiz bir şekilde ajansa girdiğimde heyecanlıydım çünkü uzun zamandır bana gönderilen senaryolardaki karakterlerin hiçbirini okurken bu taslaktaki gibi bir hisse kapılmamıştım. Oynadığım, oynayacağım her karakterle bir bağım olduğuna inanıyordum ve o bağ, Göksel'le aramda daha ilk saniyeden oluşmuştu. Bu rol ne olursa olsun benim olmalıydı.
Bugüne dek istediğim ne varsa elde etmiş bir kadındım. Haliyle Göksel için de benden başka birisinin düşünülmesine izin vermeyecektim. Koridorda yankılanan topuklularımın sesi, ajanstaki çalışanlara istediğim alt metni iletiyor olmalıydı.
Girişteki sekreter beni beklemem için bir odaya yönlendirdi. Etrafı büyük camlarla çevrili odaya girip geniş masanın arkasına geçtim. Yanımda birkaç tane daha boş sandalye vardı, hepsinin kısa zaman içinde dolacağını zannediyordum.
Önüme koyduğum mavi dosyanın bir sayfasını açıp içimden okumaya başladım. Daha önce birkaç sayfalık bu metne zaten göz gezdirmiştim fakat bu defa Göksel'in ruhunu biraz daha özümsemeyi amaçlıyordum. Henüz resmi bir sözleşme imzalamamış olsam da nihayetinde ben artık oydum. Aksini iddia etmeye çalışan olursa olay çıkarırdım ve aklı olan hiç kimse beni karşısına almak istemezdi.
Hiçbir şey söylememiş olmama rağmen buzlu kahvemi getirdi ajansın çalışanlarından biri. Bu rutindi. Benim gittiğim yere kahve de gelirdi. Şükrü Bey'e teşekkür edip yeniden senaryoya döndüm. Teşekkür etmek lügatıma birkaç sene önce biri tarafından uzun uğraşlar sonucu eklenmiş bir kalıptı. O zamandan beri insanlar bana daha bir güler yüzle yaklaşır olmuşlardı. Yine de bir şey okumaya odaklanmışken bölünmeme taraftarıydım. "Buyurun kahveniz," demek yerine doğrudan masaya bırakılan kahve, gayet yeterli olurdu. Bunu sorun etmemeye ve odağımı dağıtmamaya çalıştım.
Parmaklarım içindeki buzlardan dolayı soğuyan bardağın buğularında gezinirken gözlerimi kapatıp okuduğum cümleleri içimden tekrarladım. Bir satırı devamlı olarak atladığımın farkına varınca perçemimi kulağımın arkasına ittim ve sandalyede geriye doğru yaslandım.
Aldığım derin nefesin ardından önümdeki repliği bir kez daha okudum. "Ben," diyordu karakterim. "Ben seni çok bekledim, hep bekledim. Bir asır sonra geleceğini bile söylesen ben yine beklerdim ama bunu yapmadın. Bana süre vermedin, bana veda etmedin, giderken kapıyı kapatmadın. O kapının önüne oturup öylece bekledim seni. Şimdi geri gelip hiçbir şey olmamış gibi devam edemezsin hayatına. Pencereden içeri kafanı uzatıp her şey yolunda diyemezsin. Değil! Öyle görünüyor, öyle görünüyorum ama değil! Ben evimiz sandığım yeri darmaduman ettim. Kapıyı hiç kapatmadım ama perdeleri yaktım. Yerle bir ettim kendimi de senden kalan her şeyi de. Öylece gidip öylece geri dönemezsin. Bir açıklama yapmadan karşımda bir saniye daha dikilemezsin işte!"
Kırgın ve öfkeli bir kadın vardı önümde, en çok da aşık. Terk edilmesine rağmen, karşısındaki adamı göğsünden itmesine rağmen o adam onun bileklerini yakalayıp özür dileyerek kendine çektiğinde kollarını ona saracak bir kadın. Affetmeye hazır, sadece çaba bekleyen bir kadın...
Gözlerimi kapatıp cümleleri tekrar sıraladım içimden. Kapıyı hiç kapatmadım ile başlayan kısmı sürekli olarak atlıyor olmam, o cümlenin bu kadının karakterine uyuşmamasından kaynaklanıyordu. Böyle bir kadın, kendini de adamdan kalan her şeyi de yerle bir ederdi ama öfkesi bir yerde dinerdi. Yerini öyle bir kırgınlığa bırakırdı ki değil kapıyı açık bırakmak, tüm anılarının bulunduğu o evi ateşe bile verebilirdi gözünü kırpmadan. Bu nedenle çaresizce adamı beklediğini onun yüzüne haykırmasını Göksel'e bir türlü yakıştıramıyordum.
Şakaklarımı ovaladıktan sonra masanın üzerinde duran kalemi parmaklarımın arasına alıp senaryodaki bu cümlenin üzerini çizdim. Hedefim altını çizmekti ama farkında bile olmadan iki ince çizikle cümleyi karalamıştım.
Ben içselleştirdiğim karakterimle meşgulken birden kapı açıldı. Başımı hızlıca sesin geldiği yöne çevirdim ve karşılaştığım, hiç beklemediğim biriydi. Tüm kapıları yüzüne kapattığım, tüm kapıları yüzüme kapatan biri.
Alaylı sırıtmalarına aşinaydım. Bu kez bunu yapmadı. O da beklemiyordu beni, şaşırmıştı. Gözlerinin parlamasına alışkındım çünkü bir zamanlar bana bakarken rol yapsak da yapmasak da gözlerinin içi gülerdi, şimdiyse tüm parıltıları yerini sönük yıldızlara bırakmıştı. Eskiden parmak uçlarım yanağından çenesine doğru pürüzsüzce kayardı, şimdi yüzünde sakallar vardı. Boyu her zaman uzundu ama artık çok daha heybetli görünüyordu. Son rol aldığı projede bir boksörü canlandırmak için spor salonunda fazla zaman geçirdiği her halinden belli oluyordu.
En acısı da eskiden onun adı ve benim adım tüm manşetlerde yan yana yer alırdı. Basında, televizyonda, gazete küpürlerinde boy boy fotoğraflarımız gezerdi ve şimdi, adlarımızı yan yana görmekten bile aynı derecede rahatsız oluyorduk. Birbirimizin hayatından çıkmıştık. Hayranlarımız üzerinden az buz zaman geçmemiş olmasına rağmen hâlâ kabullenmek istemese de biz iki apayrı yoldan yürümeyi seçmiş, birlikte bir diziyi yürütebilmiş ama bir hayatı yürütememiştik.
Rol yaparken bizdik, ışıklar söndüğünde hiç biz olamamıştık.
Elini koyu kahve saçlarının arasından geçirirken eskiden o saçların arasından bir saniye olsun ayrılmayan parmaklarımı kucağıma çektim. Dudaklarını ıslattı her gergin olduğunda yaptığı gibi. Gözleri gözlerime saplı kaldı ve tüm geçmiş, bütün roller ve bütün gerçekler aramıza aktı o saniye.
Özgür Ozan Özaltan çok yetenekli bir oyuncu olmasının yanı sıra kalbimdeki tüm kırıkların da mimarıydı.
Odanın içinde bir başkasına çarpma umuduyla gezdi bakışları. Bir kurtuluş aradı ya da bir kaçış. Benimle doğrudan konuşmak zorunda kalmamak için sığınabileceği herhangi biri. Elindeki buzlu kahveyi daha sıkı tuttu, kolunun altına sıkıştırdığı dosyayı çekip aldı ve mecburen içeriye adımladığında onu masanın bana en uzak olan köşesine bıraktı. Kendine birkaç saniye de olsa zaman kazandırmıştı böylelikle.
Beni yok saymazdı, değil mi? Öylece oraya oturup önündeki dosyaya gömülmez ve en azından bir selam verirdi.
Vermezdi.
Biz medenice ayrılıp arkadaş kalmamıştık. Kapılar kapanmış, perdeler yakılmış, anılar ateşe verilmişti.
"Biliyordun, değil mi?" diye sordu yüzünü bana çevirmeden bir sandalye çekip oturarak. "Bir komploydu bu. Bana söylemediler burada olacağını çünkü bilsem gelmezdim ama sen biliyordun. Senin de parmağın var bu işte, aynı Gökhan gibi."
Gökhan onun menajeriydi, Çisem ise benim menajerimdi ve muhtemelen ikimiz de bir tuzağın içine itilmiştik onlar tarafından.
"Ne münasebet?" dedim gözlerimi kocaman açıp. Elimdeki kalemi kağıdın üzerine fırlatırken içimde bir öfke belirdi. "Asıl ben bilseydim gelmezdim."
"Hangi rol için buradasın?" Başı ağrıyor gibi parmaklarını şakaklarına götürüp ovalarken sesinde bir tahammülsüzlük vardı.
"Kariyerimin zirvesindeyken üç bölüm sonra cenazesi olan yan karakter için çağırılacak halim yok. Tabii ki Göksel için buradayım."
Kariyerimin zirvesi, hayatımın herhangi bir günü için kullanabileceğim bir tabirdi gerçi. Neredeyse doğduğumdan beri kameraların önündeydim. Öyle ki uzun bir zamandır zirveye çıkmak gibi bir çabam yoktu, zirve zaten benim ayak bastığım yer oluyordu.
Kaşları çatıldığında bana bakmadan konuşma inadını tavana çevirdiği gözleriyle sürdürdü. Kollarını göğüs hizasında bağlayıp sandalyesinde tamamen geriye yaslandı. "Demir için geldim ve rol çoktan benim gibi bir şey. Yoluma taş koymadan vazgeç bu işten. Partner olmak isteyeceğim son kişi bile değilsin."
"İşinle özel hayatını hâlâ mı ayıramıyorsun?" dedim alayla. Gözlerini odaklandığı yerden çekip yüzüme çevirdiğinde gördüğüm şey öfkeden ibaretti. Göz bebeklerinin etrafı yangın yeri gibiydi. Öyle sert baktı ki onu tekrar görmekten neden delicesine kaçtığımı o an bir kez daha hatırladım.
"Bunu bana mı söylüyorsun?" dediğinde sesinden soğuk rüzgârlar esiyordu. "Her partnerimle ilişki yaşamıyorum en azından ben."
Ellerimi masaya yaslayıp öne doğru eğildim. "Senden sonrası seni ilgilendirmez." Güçlü durmaya çalışıyordum. Şu halimizi gören hiç kimse karşımdaki adamın bir zamanlar bana aşkla baktığına inanmazdı. Ben bile inanmakta zorlanıyordum.
"Senden sonrası seni ilgilendirir ama Ada, her şeyi kendi ellerinle mahvettin çünkü."
"Ben sana-"
"Hiçbir şey yapmadın mı? Hadi oradan." Elini sertçe masaya geçirdi, ardından camlarla çevrili bir odanın içinde olduğumuzu hatırladı ve frene basmaya zorladı kendini. "Sen benim sayemde daha da yükselirken ben senin yüzünden yerin dibini gördüm. Ne anlatıyorsun sen?"
"Kariyerini doğru düzgün yönetemediysen bunun sorumlusu ben değilim."
"Sen çok iyi biliyorsun neyin sorumlusu olduğunu."
"Ozan, lütfen." İçeriye her an birileri gelebilirdi ve bizi burada kedi köpek gibi didişirken görmeleri kötü bir ilk izlenim uyandırırdı insanlarda. Kimsenin ağzına laf vermek istemiyordum. Ben iş için buradaydım. "Biz bunları konuştuk, bir karar aldık. Bir buçuk sene geçti üzerinden, gerçekten kavga mı edelim yeniden?"
"Senin ve benim birlikte yapabileceğimiz tek şey kavga, anla bunu." Benim gibi masaya eğildiğinde iki farklı uçtaydık. Hayatın bizi nasıl birbirimizden bu kadar uzaklaştırdığını düşünerek çok zaman harcamıştım. O anlarda bile aramızdaki uçurumun büyüklüğünü tam olarak kavrayamamıştım belli ki. "Biraz hatırım kaldıysa üzerinde Demir'i bana bırakır, basar gidersin buradan."
"Göksel'i başkasına kaptıracağımı düşünmen saçmalık." Saçlarımı geriye attım. "Ben bu rol için biçilmiş kaftanım."
"Sen mi?" Oyunculuğumu küçümsemeye kalkarsa burayı dağıtacağımı çok iyi biliyordu, bu yüzden arkasından başka bir şey söyleyeceğini umarak sakince bekledim. "Göksel aşık bir kadın, Ada. Güzelce okudun mu senaryoyu? Aşkı için savaşacak, sevdiğine sonuna kadar sahip çıkacak bir kadın. Seninle hiçbir ortak noktasını göremiyorum. Ayrıca o bir polis. Sen çıtkırıldımın tekisin."
Dudaklarımı bir şeyler söylemek için açtım fakat sonra kalbimin kırıldığını hissettim. Bir buçuk sene sonra gelip yeniden aynı şeyi yapabilmesinden nefret ediyordum. Buna izin vermemem gerekiyordu. Bana saldırmaya karar verdiğinde susup kalmayacağımı da biliyor olmalıydı. Göze almıştı söyleyeceklerimi. "Sen," dedim alayla gülerek. "Çok mu benzediğini sanıyorsun Demir'e? Demir yediği her haltın farkında olan bir adam. Ne kadar kırıp döktüğünü biliyor ve tek derdi telafi etmek hatalarını. Bunun için bir şans kovalıyor."
"Mal çünkü," dedi dümdüz bir şekilde. "Bittiyse bitmiştir, zorluyor sadece."
"Onu anlamıyorsan nasıl oynayacaksın?"
"İşim bu ya benim Ada, oyuncuyum hani... Katil de olsa şizofren de olsa zombi de olsa çıkar çatır çatır oynarım, bilmiyorsun sanki. Her şeyi romantikleştirmeye bayılıyorsun, aynı tip karakterlere hapsolup kalırsın böyle devam edersen."
"Bir uzlaşmaya varamazsak sadece benimle devam ederler Ozan, sen benim kim olduğumun farkında mısın?" Beklemediği yerden aldığı darbe onu ilk kez afallattı. "Senin sayende falan yükselmedim, biz birlikte geldik bu konuma. Sonra sen yanlış adımlar atarken ben önümdeki basamakları bir bir tırmanmaya devam ettim. Aynı tip karakterlere hapsolmak mı? Reddettiğim teklifleri görsen dudağın uçuklar senin."
Yine yüksek volümlü bir kavganın içindeyken "Egoist," dedi bana. Anında "Aşağılık," diye karşılık verdim ve tam bu sırada içinde bulunduğumuz odanın kapısı aralandı.
Gökhan ve Çisem, peş peşe girdiler içeriye biz birbirimizin üstüne atlamak üzereyken.
"Ayyy!" dedi Çisem ellerini birbirine çarparak. "Ne güzel tatlı tatlı konuşuyorsunuz."
Saçları sinirden elektriklenmiş ben ve gözlerinden alev püskürten Ozan aynı anda Çisem'e döndük.
"Yetiştik!" diye kendini öne atarak dikkat çekmeye çalıştı Gökhan. "Siz birbirinizi öldürmeyin diye koridorun ucundan koşarak geldik vallahi."
"Biliyordun, değil mi lan?" Ozan fazla öfkeli görünüyordu. Böyleyken devamlı kırıp dökerdi, bu yüzden Gökhan'la aralarının açılabileceğini düşündüm ama eğer buna sebep olursa Gökhan'a haksızlık etmiş olurdu. Ozan'a katlanmak çok zordu ve Gökhan bunu senelerdir ustalıkla başarıyordu.
"Abi şimdi şöyle ki-"
"Kes lan sesini!" Bana baktı, sonra Çisem'e ve dilinin ucuna gelen küfürleri geri gönderdi. "Abin kadar taş düşsün başına."
"Sizce bu mantıklı bir şey miydi?" diye sorarken gözlerim Çisem'deydi. "Hayır, bilmiyorsunuz sanki olayları. Hangi akılla bizi bir araya getirme kararı aldınız?"
"Balım ikinizi birlikte istiyorlar," diyerek hevesle açıklamaya girişti Çisem. Kırılmıştım çünkü o biliyordu, gözyaşlarımın izleri vardı onun omuzlarında. Ayrılığımızın acısını çekerken benim kadar kahrolmuştu Çisem. Bizi böyle bir durumun içinde karşı karşıya getireceğine ihtimal vermezdim hiç. "Roller resmen sizin için yazılmış. Senarist de yönetmen de yapımcı da hemfikir. Figüranlar, yoldan geçen teyzeler amcalar bile hemfikir diyorum sana. Zaten herkes tekrar ekranda ikinizi yan yana görmek için ölüp bitiyor. Senaryo da muazzam, niye olmasın ki?"
"Niye mi olmasın?" diye sorduk Ozan'la aynı anda.
"Baksanıza ne kadar uyumlusunuz," dedi Gökhan. Ozan bardağını ona fırlatacakmış gibi kaldırınca Gökhan elleriyle başını korudu ama sırıtıyordu. "Çisem dalga geçiyor sanmayın, gerçekten ikinizin oynaması konusunda çok ısrarcılar. Ya birlikte ya hiç diyorlar, başka da bir şey demiyorlar. Mahfer Hanım sizi düşünerek yazmış bu rolleri. Yalan söylüyorsam yarını görmek nasip olmasın."
"Ben de şahidim," dedi Çisem.
"Bozacının şahidi şıracı," dedi Ozan.
Çisem aldırış etmeden devam etti. "Ada, Mahfer Hanım'ın senaristliği tartışmaya açık bir konu değil. Bunu biliyorsun. Ya yönetmen? Musa Bey! Piyasadaki herkesin ağzının suyu akardı bu işe. Durun ve yalnızca düşünün. Proje baştan sona kalite kokuyor. Seyircimiz hasret kaldı televizyonda kaliteli bir şeyler izlemeye."
Ne kadar itiraz edersek edelim o da ben de bırakıp gitmekten bahsedemiyorduk. O Demir'i sevmişti, bu rolden vazgeçmek istemiyordu ve ben de aynılarını Göksel için hissediyordum. Yalnız ikimiz ateş ve barut gibiydik. Profesyonelliğimizi korumayı bir yere kadar denerdik ama bir noktadan sonra devamlı bir arada olduğumuz için kavga edip magazine düşme ihtimalimiz de pek düşük değildi. Odadaki herkesin aklından aynı riskler geçiyor olmalıydı.
"En azından hemen reddetmeyin." Çisem tatlılık kozunu kullanmaya çalışıyordu. Dudaklarını büzmüş, parmak uçlarında yükselip alçalmış ve bana o kedi yavrusu bakışlarını atmıştı. "Oturup enine boyuna düşünmek için zaman ayırın. Her şey bir yana, ikinizin de içi gitti senaryoya. Saçma bir inat yüzünden harcayacak mısınız bu fırsatı?"
Saçma bir inat, aramızdakileri tanımlayacak son şey bile olamazdı. Bu kadar basit değildi, olmadığını biliyorlardı. Ozan gözlerini bana çevirdiğinde bunu sakinleşmek için yapmış gibiydi. Eski bir alışkanlıktı. Anladım, anladığımı da o anladı. Durdu. Derin bir nefes aldı ve hızla gözlerini kaçırdı.
"Gündeme girmişsiniz." Duymayı beklemediğimiz bu cümleyle birlikte aynı anda Gökhan'a döndük. Elindeki telefonu bize doğru çevirip üst kısmı gösterdi. "Ajansa girerken çekilmiş fotoğraflarınız düşmüş medyaya. Ödül töreni için bile aynı ortamda olsanız çıldıran hayranlarınız yeni dizinin başrolleri için sizin düşünüldüğünüzü duyunca çıldırmışlar resmen."
Fotoğrafların paylaşılmasının üzerinden geçen süre yalnızca birkaç dakikaydı.
Benim soyadım, işte böyle yankı uyandırırdı. Sosyal medya gücümün hafife alınacak hiçbir yanı yoktu.
"Kim sızdırmış?" diye sordu Ozan bıkkın bir tavırla. "Biz öğreneli daha ne kadar oldu ki, nasıl duymuş olabilir herkes?"
"Onu bunu bilmem de gerçekten adlarınızın yan yana anılması bile sizi trend topic yapmaya yetiyor, etkinizin farkında mısınız?"
"Bunu siz mi yaptınız?" diye sordum öfkeyle. Çisem arkadaşımdı fakat oldukça kurnaz bir menajerdi, başarısının kökü buna dayanıyordu. Fotoğraflarımızı onun çektiğini öğrensem bile şaşırmayacak haldeydim şu noktada.
"Gökhan bu kadarına cesaret edemez," dedi Ozan. "Çünkü bunu yaparsa ağzıyla burnunun yerini değiştireceğimi bilir ve bu pezevenk, yüzünün güzelliğine fazlasıyla önem veriyor."
Gökhan sakallarını ovuştururken gülümsedi ama tüm okların Çisem'e döndüğünü fark ettiği an yeniden öne atıldı. "Bütün gün beraberdik. Benim yapmadığıma inanıyorsan ona da inanmalısınız çünkü benimleydi."
"Sizin birbirinizden nefret etmeniz gerekiyordu!" Kendime hakim olamıyordum. Bu masanın tekrar toplanma gibi bir ihtimali olamazdı, Ozan ve ben çok kötü bitmiştik. Onlar, her saniyenin şahitleriydi. Yalnızca bizim dolduruşlarımız yüzünden bile olsa birbirlerini sevmemeleri gerekirdi. "Niye bütün gün beraberdiniz?"
"Mezar yeri beğeniyorduk," dedi Çisem. Bağırışım yüzünden alınmış gibi elini göğsüne bastırdı. "İkinizi bir araya getirmek intihar göreviydi ama hayatım, yapımcılar böyle istiyorsa bizim işimiz bunu size bildirmek. Ne yapmamızı bekliyorsunuz? Orta yolu bulmaya çalışıyoruz."
"Orta yol diye bir şey yok," dedi Ozan sertçe. "Bu bir intihar göreviydi ve siz öldünüz. Gökhan, seninle yoluma devam etmeyi düşünmüyorum kardeşim."
"Abartma lan," diyen Gökhan, Ozan'ın açıkta kalan ensesine vurdu. Bu samimiyete sahipti, hepimiz bunu biliyorduk ama böyle alevli bir tartışmanın ortasında yaptığı hareket yüzünden elimde olmadan kahkaha krizine girdim. Sinir bozukluğundan olsa gerek, durduramadım gülüşlerimi. Gözlerim kısılıp kapandı, başımı iki yana sallarken kendime hakim olmaya çalışıyordum.
Yeniden gözlerimi açtığımda Ozan'ın bakışları bana kenetlenmiş haldeydi. Gülümsemiyordu, yüz ifadesi sertti. Onu tanımasam, gülmeme sinirlendiğini bile düşünebilirdim ama bir yanım diyordu ki, çok istemiş unutmayı ama hiç unutmamış seni.
Özlemiş, diyordu o yanım.
Elimde bir bıçak olsaydı böyle düşünen parçamı kesip atardım içimden. Bu mümkün değildi. Aramızdaki bağ koptuğunda geriye kalan sadece nefretti. Kabul etmek çok uzun sürmüştü ama gerçek bundan ibaretti.
"Size profesyonel oyuncular olduğunuzu hatırlatmamıza ihtiyaç duyacağınızı bildiğimizden buradayız," dedi Çisem. Kaosu kontrol etmek için yaratıldığını düşündüğüm anlar olmuştu çünkü beni olayların ortasından çekip çıkarmışlığı çoktu. Bu kez farklıydı, bu kez başıma iş açıyordu. "Kaliteli bir yapım, kaliteli bir yönetmen ve sağlam senaryo. Odaklanmanız gereken tek yer burası. Geçmişte yaşadığınız ve bitip giden ilişkinizi gerçekten işinizin önüne mi geçireceksiniz?"
"Özel hayatlarımız hakkında yorum yapamazsın Çisem," dedi Ozan benden önce davranıp. Bitip giden ilişki tabiri, beni kırk parçaya bölmüştü.
Geçmişteki sayfaların açılıp yüzüme vurulmasından nefret ederdim. Muhabirler, hayranlar, oyuncular ve menajerler... Herkesten aynı tavrı görmekten usanmıştım. Ozan bir zamanlar bana aitti, benimdi ve o haliyle kalsın isterdim aklımda. Kavgalarımızı da paylaştığımız güzel anları da hatırlamakla ilgili bir sorunum yoktu ama ayrıldığımız anda onun özel hayatıyla bağımın kopmuş olması gerekiyordu. Önüme gelenin bana onu hatırlatacak bir şeyler sunmasından, kiminle hangi mekânda kameraya yakalandığını bilmekten ya da tatil yapmak için hangi beldeyi seçtiğini öğrenmekten nefret ediyordum.
Hayatımdan çıkartmak istediğim birinin hayatıma zorla itilmesinden nefret ediyordum.
"Çocuk değilsiniz." Ozan'ın saldırgan tavrına dişlerini göstererek cevap veriyordu Çisem. "Bir sürü insan geldi geçti, bir sürü film çekildi bitti ve siz geçmişe takılıp kalmayacak kadar olgun insanlarsınız. En azından oturup düşünmek için vakit ayırabilirsiniz kendinize."
"Hem ben ikinizin de verdiği bütün röportajları izledim," diyerek Gökhan atladı kenardan. "İkiniz de en kolay çalıştığınız partner olarak birbirinizin adını vermiştiniz. Yeniden takım ruhunu yakalayabilirsiniz, buna inanmasaydım bu teklifle önünüzde durmazdım zaten."
"Oğlum, akılsız mısın sen?" dedi Ozan. "Kariyerim yokuş aşağı yuvarlanıp gitmeye başladığında birlikte çalışmayı en çok sevdiğim partnerimi sorarlarsa tabii ki Ada'nın adını veririm. Kaç tane fan editi yapılıyor o videolardan biliyor musun? Bedavaya PR çalışmaları bunlar. Siz bu işin ehlisiniz halbuki, nasıl düşünemediniz?"
Açık açık beni kendi reklamını yapmak için kullandığını söylüyordu.
Benimle çalışmaktan keyif aldığını söylediği röportajı, biz ayrıldıktan birkaç ay sonra vermişti ve kurduğu her cümlesi aklımdaydı. Adımı telaffuz ederken yüzüne yerleşen gülümsemeden tutun da ona gösterilen kamera arkası sahnemizi dikkatlice izleyip küçük bir kahkaha attığı ana kadar her detayını ezberlemiştim o videonun ben. Tekrar bir araya gelebileceğimize inandırmıştı beni, bana umut vermişti.
Saçma bir şekilde ertesi gün telefon edeceğini sanmış ve tüm işlerimi iptal edip telefonun başında beklemiştim. O gün değil ondan, tek bir kişiden bile mesaj almadan bittiğinde yeniden o videoyu açıp bir kez daha izlemiştim ama bu kez elimde bir kadeh viski vardı.
O günü hatırlamak kalbimi kırdı ve adımı sırf etkileşim kasmak için kullandığı gerçeğiyle yüzleşmek midemi bulandırdı. Kahveyi masada bırakıp ayağa kalktığımda "Düşüneceğim," dedim. Sesimi sabit tutmaya uğraşıyordum. "Düşüneceğim çünkü beni seven insanlara çok değer veriyorum ve Ozan'la yeniden çalışacak olma fikri beni hiç mutlu etmese de fanlarımı çok sevindirir. Ayrıca belki sana da sayemde kariyerini yeniden toparlama şansını vermiş olurum çünkü benimle birlikte rol almak bir ayrıcalıktır, daha fazla edit kazandırır insana."
"Bana sana muhtaç biriymişim gibi davranabileceğin kadar mı şişirdiler o egonu senin?" Ozan ellerini masaya yaslamış ve ayağa kalkıp öne doğru eğilmişti. "Bu sektör seni de bir zamanlar eleştirdiğimiz o insanlara mı dönüştürdü?"
"Bu işi istiyorsan bana muhtaçsın," dedim geri adım atmak yerine ben de ona doğru eğilerek. İkimizin de gözlerinde titreşen alevler vardı. "Çünkü ya birlikte ya hiç demişler. Uyan Ozan, ben yoksam o çok heyecanlandığın Demir karakterini başka birine verecekler. Yani, benimle aranı iyi tutmaktan başka çaren yok. Performansın hoşuma giderse seni hikâyemde paylaşırım, takipçi de kazanırsın hem sayemde."
"Biz seninle bırak aynı dizide yeniden rol almayı, kavga etmeden iki kelimeyi bir araya getirmeyi bile başaramayız Ada. Uzatmayalım istersen."
Bir anda ukala bir gülümseme yerleştirdim dudaklarıma ve onu ne kadar sinir edeceğini bildiğimden yanağından bir makas aldım sertçe. "Yine de bir düşün," dediğimde sinirden kızarmaya başlayan boynunda yeşil bir damar belirginleşti. "Ada Göktan'la başrolleri paylaşmak herkese nasip olmaz."
"Çok fazla tensel çekim," diye mırıldandı Çisem, Gökhan'ın omzuna tutunarak. Bayılacakmış gibi yaptı ve Gökhan koca bir kahkaha atarak hem Ozan'ın hem de benim dehşet saçan gözlerimizin hedefi haline getirdi ikisini.
Boğazını temizledikten sonra "48 saat," dedi Gökhan zoraki bir ciddiyete bürünerek. "Karar vermeniz için size tanınan süre. Sevişiyor musunuz yoksa birbirinize bıçak mı çekiyorsunuz orasını bilemem ama iki gün içinde ortak bir karara varmanız gerekiyor."
Topuklarımı yere vura vura çıktım camlardan oluşan o odadan. Onu çok iyi tanıyordum, asla geri adımı kendisi atmayacaktı çünkü bu korkaklık anlamına gelirdi. Beni çok iyi tanıyordu, her şeye rağmen bu teklifi kabul edecektim çünkü etmezsem bu ondan çekindiğim anlamına gelirdi.
Bize verilen 48 saatin sonunda beyaz bayraklarımızı karşılıklı olarak sallayıp bir sözleşme imzalayacaktık.
Diğer ellerimizde birbirimize doğrulttuğumuz silahlar olduğunu kimse görmeyecekti ama ikimiz de bir savaş başlattığımızın gayet farkındaydık.
🎬
KESTİK!
Başladığınız tarihi bırakmayı unutmayın. (30 Kasım 2025)
Çooookkk heyecanlıyım.
Özgür Ozan Özaltancıları buraya alalım.
Ada Göktancılar da kendini belli etsin.
Bizim İçin Yazılmış, bir gece ansızın ortaya çıktı ve kelimelere dökülmek için zamanını bekledi. Çok eğleneceğiz...
#BizimİçinYazılmış etiketinin altında buluşalım olur mu? İlk tepkilerinizi okumak için sabırsızlanıyorum.
Işıklar hazırsa, üç, iki, bir.
Kayıttayız.
Kız biraz egoist geldi altonda yaa sebebi merak ediyorum. Bölüm sıklığı nasıl olacak?
YanıtlaSilAy çok güzel duruyor balımm
YanıtlaSil30 Kasım 2025
YanıtlaSil30.11.2025 güzel basladikkkkk
YanıtlaSilMükemmel bir kitap bizi bekliyor
YanıtlaSilADA GÖKTANCILAR DERNEĞİ BAŞKANİ İLAN EDİYORUM KENDİMİ
YanıtlaSililk üye benim :D
Sil30 Kasım 2025 kurgu fikrine bayıldımmmm çok eğlenceğim belli gibi . Adamın egosunun acısını bastırmak için olduğunu düşünüyorum Özgür ozan hakkında biraz düşünmem lazım ama bahis röportajı hakkında yalan söyledi sanki Hikayelerini heyecanla bekliyorum
YanıtlaSilİkisi de hafiften sinir etmiyo değil ama elemanın reklam için kızo kullandığını söylemesi çok kabaydı puşt
YanıtlaSilAaayy çok heyecanlı keşke bir bölüm daha gelseydi
YanıtlaSilçok güzel hikaye geliyor bence
YanıtlaSilbölümü okumaya başlarken kulağımda yazgımla kanlı bıçaklı şarkısı çalıyordu bölümü bitirdim kara üzüm habbesi ne döndü :D bakalım esas oğlan ve esas kız nerede çarpışacaklar :D
YanıtlaSilBen özgür ozanciyim 🫡
YanıtlaSilBen özgür ozanciyim 🫡
YanıtlaSilTam bir taraf belirtemem ama yine de Ozan'a deli dehşet kuruldum(Taraf Belirtmediğin söylemiştim değil mi:)
YanıtlaSilHHSSHHSHSHSH
Sırıtarak okunan bir bölüm ve kaliteli geçirilmiş bir 30 dakika🏀
YanıtlaSilEn sevdiğim en sevdiğim en sevdiğim
26.01.2026
YanıtlaSil14.02.2026 z cok güzel bir kurgu olacak gibime geliyor zaten oldum olası ayrılıkları cok sevmişimdir aralarındaki çekime de asık oldum bir tek Adanın cok egoist olduğunu dusunuyorum insallah bir sebebi vardır cunku egosu biraz itici geldi sanirim bu kadar diğer bolumu kosuyorum bb
YanıtlaSil24.02.2026
YanıtlaSil