3. "Anbean"

 

Askim hoş geldin 🤍

Bölümden sonra #bizimiçinyazılmış etiketinin altında da görüşelim olur mu? Hesabım her yerde azraizguner.

İyi seyirler!

•🎬•

Sesini son duyuşumun üzerinden günler geçti.

Artık o ve ben, resmi olarak Anbean dizisinin başrollerini paylaşıyorduk.

Yıllar önce bir vakada birlikte çalışmış iki komiserin yıllar sonra benzer bir vaka için tekrar karşı karşıya gelmeleriyle başlayacaktı olayların akışı.

Bazen geriye dönük sahneler çekecektik, bazen bugünkü hallerine hayat verecektik. Göksel ve Demir'in seneler önce bir nedenden sona eren ilişkilerinden sonra tekrar bir arada çalışırken neler hissettiklerini seyirciye yansıtacaktık.

Onların ve bizim hikâyemizin ortak noktalarını olabildiğince görmezden gelmeye çalışıyordum. Üzerine düşünmekten kaçmak, sadece duyguları bastırmak demekti. Işıklar bizim üstümüze döndüğünde neler yaşanacağını kestiremiyordum. Bununla nasıl başa çıkabileceğimizi hâlâ bilmiyordum ve bu beni delirtiyordu.

Bir komiseri canlandıracağım için silah kullanmayı öğrenmem gerekiyordu. Ayrıca dövüşmeyi de bilmeliydim. Çekimler başlamadan önce bir eğitim sürecinden geçecektik. İşlerin resmileştiğini hâlâ idrak edememiş olsam da Göksel karakterinin hakkını layığıyla verebilmem için bir yerden başlamam gerekiyordu.

Ozan için her şey çok daha rahat ilerleyecekti çünkü zaten o bir önceki projesinde bir boksörü canlandırdığı için zamanının büyük bir bölümünü spor salonlarında harcamıştı. Kendini savunmayı da ihtiyacı olabilecek saldırı tekniklerini de orada öğrenmiş olmalıydı. Benim şimdiye dek vurdulu kırdılı projelerde pek oynadığım söylenemezdi. Sektör, fenotipimi genellikle zengin ve şımarık kız rollerine yakıştırıyordu. Bana baktıklarında insanların gördüğü bu olabilirdi ama daima değişik şeyler denemeye açık biri olmuştum. Kendimi bana uygun görülen kalıbın dışına itme çabam hâlâ sürüyordu. Anbean, benim için yepyeni bir kapı olacaktı bu yüzden.

"Çıtkırıldımın tekisin."

Bir bakıma öyle olduğumu biliyordum. Bir polise hayat verecek birikime sahip olmadığım kesindi. Bugüne dek yumruklarımı ya ağlamamak için ya da hırsımdan delirdiğim için sıkmıştım. Birisi bana vurmaya kalksa muhtemelen donup kalırdım. Kendimi savunmak, şimdiye dek ihtiyacım olan bir şey olmamıştı çünkü insanlara üzerime gelme haddini vereceğim ortamlarda hiç bulunmamıştım.

Prenseslik denirse buna, bir prenses gibi yetiştirilmiştim. Yok sayılan prenses. Kuleye kapatılmak yerine kameraların önüne atılarak baştan savılan prenses. Fazla parlamaya başlayınca kraliçesi tarafından kıskanılan prenses.

Verdiğim savaşlar hiçbir zaman fiziksel olmadığı için çıtkırıldım olarak nitelendirilebilirdim belki.

Sadece... Başkaları tarafından söylense umurumda olmayacak bir şeyi Ozan söylediğinde kırılıyordum.

Çisem'e bugünkü programımı sorduğumda yaklaşık yarım saat boyunca beni onunla konuşmam için ikna etmeye çalışmıştı. Yaptığımız o anlamsız telefon görüşmesinden sonra değil yüzünü görmek, sesini duymak bile istemiyordum fakat Çisem, gidip Ozan'a danışmam konusunda ısrarcıydı çünkü dediğim gibi, alacağımız eğitimler konusunda o daha fazla bilgi sahibiydi. Beni doğru şekilde yönlendirebilirdi ve hatta karakterim için öğrenmem gerekenlerin bazılarını ondan bile öğrenebilirdim.

Ülkede başka spor hocası kalmamış gibi davranıp onunla spor salonunda vakit harcamak istemiyordum ama bana bir yol gösterebileceğini biliyordum. Benim için en iyi antrenörü ayarlayabilirdi ya da en azından nereden başlamam gerektiği konusunda bana bir rota oluşturabilirdi. En iyisi olsun istiyordum. Daima en iyisi olmak istiyordum. Bu yüzden birçok şeye göz yumabilirdim. Gidip Ozan'dan yardım isteyecek olmaya bile.

"Yapımla konuşmuş," demişti Çisem telefonda. "Onlara eski projesindeki eğitmeninden bahsetmiş. Onay almış. Birlikte devam edecekler. Zaten muhtemelen sadece pratik yapmak için bu fikri sunmuştur, adam bilmesi gereken her şeyi biliyor Ada. Sadece senin de öğrenmen gerekiyor."

"Bunu onu işin içine katmadan halletmemin bir yolu yok mu?" diye sorduğumda "Yok," diyerek telefonu yüzüme kapatmış ve bana bir adres atmıştı. Ozan'ı orada bulabileceğimi yazmıştı altına da.

Çisem, ona duyduğum minnet sebebiyle hayatımdaki diğer insanların yapamayacağı şeyleri yapma hakkına sahipti. Telefonu yüzüme kapatmak, bunlardan biriydi. Onunla henüz o daha çömezken çalışmaya başlamıştım. Zaten beni çeken de buydu. Tecrübeli tanıdıklar istemiyordum. Annem, her köşeye eli uzanan biriydi ve ben onun ağzının içine bakan menajerler tarafından yönetilmek istemiyordum. Sağ olsun, önceki menajerim çok sağlam travmalar bırakmıştı üzerimde.

Neyse ki "O kız daha yeni, seni idare edemez," dediklerinde kimseyi dinlememiştim ve şimdi onun gibi birine sahiptim.

Beni zaman zaman delirtse de aksi bir ilişki zaten beni sıkardı. Sevgim, nedense çatışmalardan beslenirdi benim. Fikirlerime birebir uyan insanlarla anlaşamazdım. Her dediğimi onaylayacak birini genellikle yalaka bulurdum. Bana zorla bir şeyler yaptırılmasından hoşlanmazdım ama küçük zıtlaşmalar beni eğlendirirdi. Çisem'in önüme başka bir seçenek koymadan beni Ozan'a yollamasıyla da eğlendim. Bu kız, özgüvenini bana baka baka geliştirmişti ve şimdi bana kafa tutuyordu.

Mesajla ilettiği konuma varmam kırk beş dakika kadar sürdü. Ozan'la konuşmak için kalkıp ayağına gelmem, sık görülen bir şey olmadığı için muhtemelen beni gördüğünde şaşıracaktı. Neyse ki profesyonel bir konuşma olacaktı aramızdaki. İş için her şeyi yapacağımı biliyordu, bu yüzden yüzüme garip garip bakmayacaktı.

Büyük siyah tabelanın altındaki kapıdan içeri girdiğimde görevli kız, salonun bugün misafirlere kapalı olduğunu söyledi fakat beni tanıyordu, Ozan'ın yanına gidebilmem için ödemem gereken ücret onunla bir selfie çekinmemizdi sadece. Ben de en iyi yaptığım şeyi yapıp kameraya gülümsedim. Ardından boş salonun koridorlarını geçip ritmik yumruk seslerinin geldiği tek alana doğru yürümeye başladım. Sesler yürüdüğüm karanlık koridorun duvarlarından sekip kulağıma doluyor, içerideki bohem havaya daha da kasvet katıyordu.

Birkaç adım sonra yürüdüğüm koridora göre nispeten daha aydınlık, geniş bir alana ulaştım. Ozan, bir ringin ortasındaydı. Karşısındaki sert yüz hatlarına sahip olan adam, kırklı yaşlarının ortalarında gibi görünüyordu. Ozan'ın attığı yumrukları savuşturmaktı görevi. Ozan, arka arkaya onun üzerine hücum ediyordu. Fazlasıyla odaklıydı, varlığımın farkında değildi. Bunu fırsat bilip onun bu halini izlemek için zaman ayırdım kendime.

Siyah şortu dizlerinin üzerinde bitiyordu. Buraya gelirken üzerine geçirdiği tişört, bana en yakın olan bankın üzerine buruşturulup fırlatılmıştı. Çıplak gövdesi, aklımda kalan halinden farklıydı. Sıra sıra karnına dizilmiş kas yığını eskisinden çok daha belirgin haldeydi. Bicepsleri, hatırladığımın neredeyse iki katıydı. Uzun zamandır fiziği üzerine çalışıyor olmalıydı. Çok terlediği için buğday teni parlıyor, saçının ıslak tutamları alnına dökülüyordu. Öne doğru attığı her adımda yere nasıl sağlam bastığı, kendinden ne kadar emin olduğu belliydi.

Onu süzdüğüm sırada bir dejavu hissi tarafından sarmalandım. Kim bilir kaç tane projede partnerini böyle izleyen kız rolünde bulunmuştum. Dünyanın en klişe anının içine yeniden düştüğüme inanamıyordum ama gözlerimi başka bir yere de çeviremiyordum.

Hafif hafif yerinde sallanırken ağırlığını bir bacağından diğerine veriyordu. Karşısındaki adamdan gelen yumrukları savuşturmaya başladı. Hâlâ tamamen konsantre haldeydi, ben de her bir hareketine aynı derecede odaklanmıştım. Burada rolü için hazırlanmaktan ziyade öfkesini atıyor gibiydi.

Beni fark eden, karşısındaki adam oldu. Yumruklaşırken hafifçe yer değiştirdiklerinden ötürü şimdi Ozan'ın sırtı bana dönüktü. Kürek kemiklerinin etrafında gerilen kaslarla göz gözeydim sanki. Hocası durunca Ozan da durdu. "Yoruldun mu?" diye sordu adama. "Ağlayacaksan oynamayalım."

Her zaman ukala biri olmuştu.

"Çok acil işim çıktı," dedi adam, gözleri üzerimdeyken. "Zaten senin de bir misafirin var anladığım kadarıyla."

Ozan'ın yüzünü göremesem de kaşlarını çattığını biliyordum. "Ne misafiri?" Adamın bakışlarının hedefinde ben olduğumdan meraklandı ve omzunun üzerinden olduğum yere baktığında gözlerimiz kesişti. Buradaki varlığım çok sıradanmış gibi elimi kaldırıp iki yana salladım ama gülümsemiyordum. Beni gördüğüne oldukça şaşırmıştı. "Ada," dedi ve sanki rüya mıyım diye kontrol eder gibi gözlerini kırpıştırdı. Alnındaki teri bileğinin dışıyla sildi. "Ne işin var senin burada?"

Hım, bu güzel bir soruydu.

Antrenörü ringden atlayıp tek kelime etmeden kapıya ilerlemeye başladı. Bizi yalnız bırakmak için fazlasıyla acele ettiği kaçmamıştı gözümden. Ozan bedenini bana doğru çevirdiğinde göz temasımızı sürdürebilmem için çenemi yukarı doğru kaldırmam gerekti. O da bana bakmaya devam ederken elindeki eldivenleri çıkarmaya başladı.

"Aslında..." Duraksadım. Dilim damağım kurumuştu. Kendimi toparlamayı denedim. "Bir şey danışmak için geldim."

Kaşlarını yukarı kaldırıp meraklı bakışlar attı yüzüme. Eldivenleri bir kenara bıraktığında iplerin üstünden atlayıp ringden aşağı indi. Bana doğru attığı her adım geriye doğru gitme hissi uyandırdı içimde.

Bile isteye yapıyordu bunu. Bile isteye bakıyordu öyle. Yan tarafımdan gelmek yerine sanki bana erişmek istiyor gibi üzerime yürümesi bile kasıtlıydı. Hizamda durduğunda arkamdaki banka doğru uzattı kolunu. Dirseğinin içi, koluma sürttü bunu yaparken. Çok terliydi ama tenime bulaştırdığı ıslaklık beni iğrendirmedi.

Bankın üzerindeki gri tişörtünü alıp yeniden karşıma geçtiğinde gözlerini gözlerime kenetleyip devam etmem için çenesiyle bir işaret verdi. Bakışlarımı karnına indirdim.

"Benim zamanımda buralar böyle değildi!"

Sesimin sitem eder gibi çıkışı Ozan'ın kahkaha atmasına neden oldu. O kadar içten güldü ki gözleri kısıldı. Sanki geçmişteki bir anın ortasına düşmüştük. "Böyle olmasını istediğini bilmiyordum," dedi o da gözlerini karnına indirerek. Eskiden de iri yapılıydı, düzenli olarak koşuya gidiyor ve ara sıra spor salonuna uğruyordu ama bu, gösterdiği ekstra çabaların sonucunda oluşan hak edilmiş bir manzaraydı.

"Fena çalışmışsın." Onu övüyordum. Onu övmek için keşke bu cümleyi seçmeseydim.

Bana göz kırptığında yine yüzünde alışkın olduğum o ukala gülümseme vardı. "Fena çalıştım."

"Çok kısa bir süre tanımışlardı sana." Dilimden düşünmeden dökülüyordu kelimeler. Düşünebilen yerlerime kan gitmiyor olmalıydı. "O dizi sırf senin emeğin için bile devam etmeyi hak ediyordu."

Benden duymayı beklemediği cümleleri arka arkaya sıralamam karşısında bir an durdu. Tişörtünü başından geçirdikten sonra bozuntuya vermeden "Evet," dedi. "Spor salonunda geçirdiğim dakikalar neyse de, şu fiziğe sahip olayım diye uyguladığım diyet çok zorlamıştı beni. Keşke bir şans tanısalardı o diziye, hikâyenin potansiyeli yüksekti. Reyting kurbanı olduk. Apar topar finale gittiğimizde aylar boyunca yiyemediklerimi düşünüp çok üzülmüştüm."

Gülmeye başladığımda o da katıldı bana. Tartışmadan uzun bir konuşma yapmıştık, hayret vericiydi. Belki de her şey sandığım kadar kötü ilerlemezdi.

"Neyse ki bu sefer çabalarına değecek," dedim haklı bir egoyla. "Çünkü apar topar finale gitme ihtimalin benimleyken sıfır."

"Burnun Kafdağı'nda ikamet ediyor senin." Kendine has bazı cümleleri vardı. Bu, ilişkimizde en sık duyduklarımdan birisiydi ve bana birlikte olduğumuz zamanları hatırlattı. Onunla konuşurken gülümsesem de canım yanıyordu, bunu gizleyebilmek için büyük çaba harcıyordum.

"Haksız mıyım? Reyting rekortmeni olacağız yine."

"Sen niye benimle ılımlı konuşuyorsun?" diye sordu. "Üç gün ömrüm kaldıysa alıştıra alıştıra söyle."

"Üç gün ömrün kalmış olsa nasıl reyting rekortmeni olacağız?"

Mantıklı sorum karşısında diyecek bir şey bulamayınca konuyu değiştirdi. "Ne danışacaktın bana?" Onun ayağına gelmiş olmamın getirdiği keyfi saklama çabasına girmedi ama ilgiliydi, yardımcı olmaya çalışacağının sinyalini de vermişti. "Biraz bekleyebilirim dersen duş alayım, öyle konuşalım."

Her duyduğunu hayal etmeye çalışan zihnimden nefret ediyordum.

"Bekleyemem," dediğimde sesim sertleşti.

"Anlamadım, benimle mi gelmek istiyorsun?"

Duşu kastediyordu. Kendimi ne olursa olsun bu adamdan korumam gerekiyordu. Belli ki o hiçbir zaman rahat durmayacaktı.

"Anlamadım," dedim karşılık olarak. "Duş alabilmek için bana ihtiyacın mı var?"

Gözlerini kıstığında bu defa gülümsemesi, bir şeytan olduğumu söylüyordu. Hoşuna gitmemiş gibi durmuyordu. Savaş yeni başlıyordu, ikimiz de farkındaydık bunun.

"Söyle hadi derdini," dedi. "Burayı nereden bulduğunu sorgulayıp seni köşeye sıkıştırmak istemem. Çünkü eskiden canlandırdığım role kaç ayda hazırlandığımı bile bilen biri, nerede zaman geçirdiğimi de biliyorsa buna şaşırmamam gerekir."

"Ve Ozan sosyal medyayla tanışıyor." Alaycıydı sesim. "Tebrikler Ozan. Bir level daha atladın."

"Anlat sen," derken bana bir adım kadar yaklaştı. "Külahıma ama."

"Olur," dedim geçiştirerek. Daha fazla uzatmak istemiyordum. "Sadece benim için bir hoca ayarlayabilir misin diye soracaktım."

"Bunun için kalkıp buraya mı geldin?" Anlamlandıramadığı şeyler var gibi alnındaki çizgiler derinleşti. "Ve Ada telefon denen icadın varlığını unutuyor."

"Yüzüme kapatman için sana fırsat vermek istemedim." İşte, nefret yeniden aramızdaydı. "Ada? Efendim? Antrenör mü? İyi." Sesimi onunki gibi kalınlaştırarak bana telefonda söyleyeceği muhtemel replikleri sıraladığımda yeniden gülüyordu.

Birbirimizi ergen olmaya zorluyorduk sanki. Bir aradayken öyle ya da böyle saçmalıyorduk. Yaşlarımız küçülüyordu ve önemli olan tek şey karşı tarafı sinir etmeye çalışmak oluyordu.

"Ne güzel," dedi. "Beni yormuyorsun."

"Ada, beni çok yoruyorsun."

Sesi kulaklarımda çınlayınca sıcak bir cisme dokunmuşum gibi geri çektim kendimi. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Detayları hatırlamak istemiyordum. Hazır değildim. Ozan'a kendi ayağımla gelmiştim, savunmasızdım.

Çisem'den nefret ediyordum.

Bakışlarımdaki değişimi fark etmemesi mümkün değildi. "Ayarlarım," dedi tavırlarıma anlam veremeyen bir sesle. "Ferhat Hoca'dan senin için bir program yapmasını rica edebilirim. Gerekirse ben de yardımcı olurum sana." Gözlerimde geçmişin gölgeleriyle dikilmeye devam ettiğimde "Ada," dedi hayretle. "Gerçekten bunun için mi geldin?"

"Ne için gelmemi bekliyordun ki?"

Bu soruya verebileceği çok fazla cevap vardı. Artık ikimiz de aynı pencerenin önünde dikiliyor, eskiye bakıyorduk ve gördüklerimiz can yakmanın ötesine geçemiyordu.

"Gelmeni beklemiyordum ki." Cevabı dürüsttü, yine birçok anlam ifade edebilirdi fakat bu kez düşünmek istemedim.

"Tamam." Ne yapacağımı bilemeyince bir veda cümlesi kurmak bile anlamsız geldi ve kapıya doğru çevirdim yüzümü. Öylece yürüyüp gidebileceğimi sanmıştım. "Oldu o zaman." Eğer aklıma geleni yapabilseydim, benden duyduğu son şey bu olacaktı.

Kolumu tuttuğunda güçlü teması gözlerimi kapatmama neden oldu. Açıklama yaptırana kadar bırakmayacaktı. Açıklama yapamazdım. Çisem beni buraya zorla gönderdi desem de inanmazdı çünkü içten içe istemeseydim bunu bana hiçbir gücün yaptıramayacağını bilirdi. Buraya gelmeyi benim istediğimi düşünürse de konuyu çok farklı yerlere çekip avucunun içine almaya çalışırdı beni.

"Ada," dedi sadece. Adımı söylediğinde ağlamak istememeliydim. Her gün bunu yapacaktı. Her gün karşıma çıkacak ve rol gerektirdiği zaman bana dokunacaktı. Aşabilmem gerekiyordu. Çoktan aşmış olmalıydım. "İyi olduğuna emin misin?"

"Sence ilk önce hangimiz pes edeceğiz?" diye sorduğumda başta anlayamadı. "Sence ilk hangimizi setten kovacaklar?" diye devam ettim bütün endişem bundan ibaretmiş gibi. "Sence ne zaman bizi bir araya getirmenin ateşle barutu yan yana koymakla eşdeğer olduğunu anlayıp ikimizden birini şutlayacaklar?"

"Böyle bir şey olmayacak." Sesi güven veriyordu. Bunu hâlâ başarabiliyordu. "En iyisini ortaya koyacağını biliyorum. Buraya gelip bir eğitmen için bana danışmandan bile belli bu. Ben de elimden geleni yapacağım. Bizim gibi oyuncuları bir araya getirdiklerine pişman olamazlar çünkü biliyorsun, hakkını vereceğiz her bir saniyenin."

Onun bu yönünü her zaman çok sevecektim. Bir tarafı daima tüm darbeleri göğsünde yumuşatacaktı benim için. Zor durumda olduğumu hissettiğinde üzerime yürüyüp zayıflığımı kullanmaya çalışmıyordu, sakinleştirmek için çabalıyordu. Aramızda geçenlerin hatrı vardı üzerinde, ne kadar inkâr etsek de böyleydi bu. Beni en iyi o yaralardı ama beni en iyi de o anlardı.

"Biraz bunaldım." Dengesiz tavırlarıma bir kulp uydurmayı deniyordum. Üstelemedi. Yavaşça salladı başını.

"Daha çekimler başlamadı, çok erken değil mi benden bıkmak için?"

O çekimler keşke hiç başlamayacak olsaydı. "Senden bıkmak için öyle günler geçmesine gerek yok, birkaç dakika yetiyor bana." Özüme dönmeye çalıştığımı fark edince sadece gülümsedi.

"Sana bir tavsiye," dedi yüzünü birden yüzüme yaklaştırarak. "Bir dahakine söylediklerine inanmamı istiyorsan bir köşeye sinip gözünü bile kırpmadan izleme beni."

Anında yüz ifadem değiştiğinde omzundan ittirerek bir adım gerilemesine sebep oldum. "Tamamen iftira."

"Yani bu değişen vücudu aklına kazımaya çalışmıyordun?"

"Külliyen yalan."

"Senin bakışların derindir," dedi. "Gözlerim sende olmasa bile hissederim. Ben izliyorsan, bunu bilirim Ada."

"Ozan, Ozan, Ozan..." Bu kez ona doğru bir adım atan bendim. "Üzerimdeki bluzu çıkarıp o ringe tırmansam gözlerinin bana hiç değmeyeceğini, beni izlemek istemeyeceğini mi iddia ediyorsun?"

Dudağının tek bir tarafı yukarı kıvrıldı. "Böyle bir şey çıkmadı ağzımdan." Elini ıslak saçlarının arasından geçirip onları dağıttı. "Ama dolaylı yoldan da olsa sana beni izlediğini itiraf ettirebildim, yani ben kazanmış oldum."

"Ben seni gördüm ama sen beni öyle göremeyeceksin, yani şansına küs. Bu görüşmeden verim alan taraf benim."

"Verim kaslarım mı?"

"Hayır, Ferhat Hoca."

Bir an her ne hayal ettiyse donakaldı ve sonra aklından geçenleri tahmin edip öyle çok gülmeye başladım ki gözlerini kıstı kahkahalarımın dinmesini beklerken. "Git de duş al," dedim nihayet sakinleştiğimde. "Sana daha fazla rahatsızlık vermeyeyim."

"Şeyi duydun mu?" Belli ki gitmeme izin vermeyecekti. "Cast tamamen belli olduğunda tanışmak için bir organizasyon yapmayı düşünüyorlarmış. Sanırım ekipçe yemek yememiz gerekecek."

"Haberim yoktu," dedim. "Gökhan mı söyledi?" Başını aşağı yukarı salladı. "Öyle bir plan yapılsa sen gelecek misin ki?"

"Kambersiz düğün mü olur Ada?"

"Hah," dedim. "Pabucumun kamberi."

Güldü yine. "Elimden geldiğince arıza çıkartmamaya çalışıyorum. Tanışmak için bir yemek düzenleyeceklerse başroller de haliyle orada olmalı."

"Anlamadım sen beni bu organizasyona davet mi ediyorsun şu an?"

"Geleceğinden emin olmaya çalışıyorum." Kollarını göğsünde bağladı. "Çünkü Ada, sen olmazsan çok sıkılırım."

Bunu duymanın hoşuma gitmemesi gerekiyordu, ne yazık ki böyle olmadı. Yine de teklifine çok hevesliymişim gibi atlamadım. "Başka söyleyecek bir şeyin var mı?"

"Acelen mi var?" Nedense bir ima vardı cümlesinde. Yetişmem gereken bir yerin olup olmadığını merak ediyor gibiydi. "Yoksa benden mi kaçmanın derdindesin?"

"Senden kaçmak gibi bir derdim olsa o sözleşmeyi imzalar mıydım?" Hızlı düşünebilme becerimi seviyordum. Eğer verecek bir cevap bulamadığım bir gün olursa muhtemelen dünyanın sonu yaklaşıyor demekti. "Ama sen beni yanında tutmak için çaba harcıyor gibisin."

"Şımarma çok." Gülümseme. Daha fazla gülümseme. Yüz verdiğini sanmasın. "Vaktin varsa ringe çıkmak ister misin diye soracaktım. Terim soğumadan sana eşlik edebilirim."

"Ne, şimdi mi?" Bu aklımdan hiç geçmemişti. Eldivenleri elime geçirebilir miydim bundan bile emin değildim. Formumu korumak için yaptığım sporların arasında boks yoktu. Koşabilir, kardiyo yapabilir veya Youtube'dan leslie videosu açıp buna eşlik edebilirdim fakat bu kadardı.

Teklifini reddetmeyeceğime emindi çünkü bu, bana uzattığı bir zeytin dalıydı ve eğer kabul etmezsem haklı olduğunu düşünmeye başlardı. Ondan kaçmak istediğim görüşüne kapılır, bunu da bana kanıt olarak kullanırdı.

"Ama kıyafetlerim uygun değil."

"İstersen çıkartabilirsin."

"Ozan!" Yine aynı şekilde güldük ikimiz de. Birlikteyken gülüyor olmamız normal değildi. Beni eskiye götürmek dışında hiçbir işe yaramıyordu ve o günlerin geride kaldığı gerçeğiyle tekrar tekrar yüzleşmek zorunda kalıyordum.

"Ne Ozan?" diye sordu. "Hiç bana birkaç yumruk sallamak istediğin olmadı mı yani?" Çok olmuştu. "Sana bir fırsat veriyorum bunun için."

"Bunun için bolca fırsatım olacak zaten." Birlikte alacağımız eğitimleri kastediyordum. "Hatta silah kullanmayı öğrenirken hedef olarak senin fotoğrafının çıktısını almayı düşünüyorum ilerleyen günlerde."

"Güzel fikir ama silahı canlı bir hedef isteyip bana çevirmeyeceğine söz vermen gerekiyor."

"Söz."

"Oh, rahatladım." Gözleriyle arkasında kalan ringi işaret etti. "Geliyor musun? Ferhat Hoca'ya rezil olmanı engellemek için en azından karşısında nasıl durman gerektiğini öğretebilirim sana."

"Niye bu umurunda olsun ki?"

"Çünkü senin iyi bir öğrenci olacağından emin olmam gerek. Ferhat Hoca'ya canlı bomba paketi teslim edemem, adamın üzerimde az emeği yok."

"Hiçbir şey bilmediğimi biliyorsun ve beni oraya alay etmek için çağırıyorsun."

"Gözlem yapmak öğrenciliğin ilk kuralıdır." Bakışlarına yerleşen ifade, bahsettiğim alaycılığı taşıyordu. "İyi bir öğrenci olabilme potansiyeline sahipsindir belki de."

Amacı sinirimi bozmaksa bunu kesinlikle başarmıştı. Hızlı adımlarla ringe doğru yürüdüğümde salonda yalnızca ikimizin olması rahatlatıyordu içimi. Kimse bizi birbirimizin karşısında dikilirken görmeyecekti. İplerin arasından geçip orta yere ulaştığımda "Aklından bile geçirme," dedim. Ellerinin tişörtünün etek kısmında olduğunu görmesem de tahmin edebiliyordum.

"Başka türlü çalışamam inanır mısın?"

En eğlendiği şeyi sorsam seninle dalga geçmek diyeceğinden emindim. Ben onun hobisiydim. "İnanmam, tişörtün üstünde kalsın."

"İyi." Peşimden tırmanıp karşıma geçtiğinde elinde benim için getirdiği eldivenleri tutuyordu. "Zaten odağını bana vermen gerekiyor. Bu bile başlı başına zorken işleri senin için daha da zorlaştırmak istemem."

Ona gözlerimi kısıp hadi ya bakışları attım. Büyük eldivenlerin cırt kısmını açıp sağ tekini bileğime doğru uzattı. Bana kendisi giydirecekti ve bu plansız, öylesine yaptığı bir şeydi. Yanlışlıkla bir incelikte bulunuyordu. Koyu mavi eldivenleri önce sağ ve sonra sol elime geçirmesine izin verdim. Bunu yaparken aramızda yalnızca iki adımlık mesafe vardı.

Geniş omuzları bütün görüş açımı kapatıyordu. Böyle dip dibeyken boynu gözlerimin önüne denk geliyordu. Kollarını iki omzuma dokunup hazır olduğumu belirtmek için kaldırdığında kaslarının varlığını tişörtü bile gizleyemedi. Derin bir nefes alıp bunları bir daha düşünmeyeceğime dair kendime söz verdim.

"Hazırsın," dedi. Hâlâ neden burada olduğumu ve şu an ne yaptığımızı sorguluyordum. Saçmaydı, gereksizdi ama ona ayak uydurmak istemiştim. Bugün yapacak daha iyi bir işim yoktu.

"Ben neden eldiven giydim ki şimdi?" diye sordu bir anda belirmeye karar veren mantıklı yanım. "Çekimlerde ringe çıkmayacağım, bunlara gerek olacağını sanmıyorum."

"Çıplak ellerle bana saldırmak isteyeceğini tahmin etmemiştim." Ve işte yine o gülümsemeyi asmıştı yüzüne. "Antrenman istemiyor muydun? Sana bunu sunuyorum ama yine de şikayet edecek bir şey bulmayı başarıyorsun."

Omzunu bu kez eldivenli elimle ittim. Hamlemi beklemese de bir santim bile kıpırdamadı yerinden. Ardından sanki bir sineği kovalıyormuş gibi elinin tersiyle az önce dokunduğum omzunu silkeledi. Gözlerini gözlerimden ayırmayarak yaptığı hareketle birlikte göğsüm daha hızlı şişip inmeye başladı. Beni sinirlendiriyordu. Bilerek yapıyordu.

"Bacaklarını arala."

Dehşetle gözlerim sonuna dek açıldığında ağzından çıkanların kulağa ne kadar yanlış geldiğini fark etti. Bunun sebebi, yine kendisiydi. Ozan'ın favori cümlelerinden biri de buydu çünkü. "Siktir," dediğinde hangi sahnenin içindeydi bilmiyordum ama onu öldürmek istiyordum. "Sadece put gibi dikilmemeni söylemeye çalışıyordum. Bacaklarını omuzlarının hizasında biraz açmalısın."

"Kasıtlı yaptığına o kadar eminim ki." Uzattığı şeyin zeytin dalı olduğunu sanmam aptalcaydı, beni kendi kurduğu oyunların içine çekmek için inatlaşmamızı kullanıyordu ve ben de bir balık gibi ağına takılıyordum.

"Bu kadarını yapmam."

"Yaparsın."

"Yapmam," dediğinde ona inanmayan bakışlarımı yollamaya devam ettim. "Peki," dedi omuzlarını düşürüp pes ederek. "En azından ilk günden yapmam. Partnerimi korkutup kaçırmak istemiyorum. Yoksa beni de ilk fırsatta şutlarlar projeden."

"Son şansın gibi bu projeye asılıyor olman hoşuma gitmiyor," dedim düşüncelerimi frenlemeden. "Bana karşı hiç düşmeyen özgüvenin, meslek hayatın için yerle bir mi olmuş yoksa bana mı öyle geliyor Ozan?"

"Sana öyle geliyor."

"Bir dizin erken final yaptı diye karalar bağlayıp yas tutacak bir adam değildin sen." Ona neden motivasyon vermeye çalıştığımı bilmiyordum ama eğer durum sezdiğim gibiyse desteğim bir şeyleri değiştirebilirdi. "Bu diziyi neden eski günlerin için bir biletmiş gibi görüyorsun ki? Sen harika bir oyuncusun ve bu iş olmasa bile her an çok daha güzel bir senaryo gelebilir eline."

"Teşekkür ederim böyle düşündüğün için." Bana karşı gardını indirdiği bir dakikalık o anın içindeydik. Sorun değildi. Bu konuşmaya ihtiyacı olduğunu hissetmiştim. "Ama belki de bu dizinin eski günler için bir bilet olmasına ihtiyacım vardır."

Cümlesini birçok farklı yöne çekebilir ve tüm o yönlerin ucunu kendime bağlayabilirdim ama kastettiği şeyin öznesi ben değildim, şöhretiydi. Birkaç hatalı adım, biraz sallandırmıştı kariyerini ve içten içe haklı olduğunu biliyordum, bu proje onun için gerçekten büyük fırsattı.

"Sen Ozan Özaltan'sın," dedim. Ne zaman başım sıkışacak gibi olsa ben Ada Göktan'ım der ve kendime gelirdim. Aynısını onun da yapabilmesini istiyordum. "Bir çıkar yola ihtiyacın olmaz senin, aksine yollar bir yerlere çıkabilmek için ihtiyaç duyar sana."

Yaptığı telefon konuşmasında iki kelimeyi bir araya getirmekten kaçınan bir adam için paragraf paragraf motivasyon konuşması yapmaya çalıştığım gerçeği, bir tokat gibi yüzüme çarptı. Bugünkü o, çabamı hak etmiyordu ama bir zamanlardaki o için her şeyi yapardım.

"Sabahları aynaya karşı yaptığın konuşmayı bana mı uyarlıyorsun?"

Haksız olduğunu söyleyemeyecektim ama yine de bu beklediğim tepki değildi. En azından ikinci bir teşekkür ederek konuyu kapatabilirdi böyle saçma bir yolla konuyu değiştirmek yerine.

"Ben aynaya konuşma yapmam," dedim dudağımın bir köşesi yukarı kavislenirken. "Ayna güzelliğimi görünce dile gelip konuşmaya başlar."

"Al işte." Bacaklarım yeterli açıklığa ulaştığında koluma temas etti parmakları. Dirseğimi hafifçe kırıp geriye doğru çekmemi sağladı. Bana bir saldırı pozisyonu veriyordu ve bunu kişisel alanımı sonuna kadar ihlal ederek yapıyordu. "Egoist."

"Aşağılık," diye karşılık verdim ezberden.

Diğer kolum için de aynı şeyi yaptı. Parmak uçlarının değdiği yer karıncalanıyordu. Bence dokunuşlarına karşı alerji geliştirmiştim geçirdiğim bir buçuk sene içerisinde.

Arkama geçtiğinde durdu. "Ada," dedi azarlar gibi. "Telefonunu çıkarsaydın bari."

Arka cebimde duruyordu. "Ne zararı var ki?"

"Durduk yere neden kırılma ihtimaliyle karşı karşıya kalsın ki?" Kırılıp kırılmaması umurumda değildi ama galerime önem verirdim, bu yüzden düşünmek biraz ürkmeme sebep oldu. Düşünmeden elimi arka cebime götürdüğümde boks eldiveniyle sarmalanan parmaklarımın işlevselliğini yitirdiğini fark ettim. Kalçama boş yere vurmuş olmuştum telefonumu oradan almayı denerken.

"Neyse," dedim hızlıca toparlamak isteyerek. "Beni yere sermeyeceksen önemi yok."

"Ya takılıp düşersen? Potansiyelin var çünkü."

"Ay tut beni bir zahmet!" Ona omzumun üzerinden baktım. Sırtımın arkasındaki göğsü, yaslanmak için mükemmel bir duvara dönüşmüştü emeklerinin sonucunda. Aramızda ise birkaç santimlik boşluk vardı. "O kolları boşuna mı şişirdin Ozan? Düşersem hava yastığı görevi görmek zorundasın."

"Tabii." Küçümser bir bakış yerleşti gözlerine. "Senin içindi zaten hepsi. Bir gün düşmeye kalkarsan emniyet kemerin olayım diye spor salonunda sabahladım ben."

"Çok düşüncelisin." Ona omzumun üzerinden bakmaya devam ederken dudaklarımı büzüp canım ya der gibi bir öpücük gönderdim.

Ona öpücük gönderdim.

Keşke biraz ben de düşünceli olabilseydim.

Gözlerini dudaklarıma indirdi. Bu yapabileceği en doğal şeydi o an fakat uzamasın diye direkt önüme döndüm. Aramızda hâlâ mesafe olmasına rağmen kulağıma sert bir nefes çarptı. "Öyleyimdir."

"Hadi," dedim. "Seni memnun etmek için bir iki kez vurayım da sonra kakma başıma."

Benden uzaklaşmadan önce arka cebimdeki ağırlığın yerinden alındığını hissettim. Telefonumun üst kısmından tutup bana hiç dokunmadan onu almıştı oradan. Ringin köşesine götürüp bıraktığında "Garantiye alalım," diye açıklama yaptı ve ardından yumruklarımı karşılamak için düz yüzeyli eldivenlerden geçirdi ellerine.

"Bana güçlü olduğunu göstereceksin diye çok abanma," diyerek uyardı beni. "Isınmadın. Koluna bacağına kramp girmesin durduk yere."

Başımı salladıktan sonra hafifçe yerimde yaylandım, sonra öne doğru bir adım attım ve sol eliyle yakaladı yumruğumu. "Evet." Bir adım gerilediğinde doğru duruşu gösterdi. Dirseğini kırıp sonra vuracakmış gibi öne uzattığında onu dikkatlice izliyordum. "Biraz kır dizlerini."

Söylediğini yapıp gösterdiği şekilde tekrarladım. Hareket ettikçe salık saçlarım önüme geliyordu ve eldivenlerle onları geri çekmem zor olduğundan başımı iki yana sallayıp saçlarım ağzıma girmesin diye uğraşıyordum. Ozan hocalığıma devam ederken bir yandan da her kafamı salladığımda kendi kendine gülüyordu.

Birkaç yumruğumu yakaladı. Fazla kasmıyor, söylediği gibi kendimi sakatlamamak için tüm gücümle vurmuyordum. Sadece doğrusunu öğrenmekti niyetim, hocasıyla çalışacağım zaman sıfır bilgiyle karşısına geçmek istemiyordum. Ben yumruklamaya, o ise savunmaya devam etti. Sonra birden durup "Hâlâ inanamıyorum," dedi planlamadan. "Tırnağın kırılsa olay çıkartırsın sen. Polis rolünü kabul ettiğin için şaşkınım."

"Televizyonların güçlü kadın karakterlere ihtiyacı var," dedim. "Kendi başının çaresine bakabilen, ayaklarının üzerinde dimdik durabilen, Göksel gibi kadınlara ihtiyacı var Ozan. Bıktım küçük düşürülen, ezilen, şiddet gören karakterleri izlemekten."

"Aynı şekilde düşünüyorum ama en çok da öyle diziler izleniyor, biliyorsun. Biz yine riskli bir işe bulaşıyoruz her şeye rağmen. Bu sektör en kaliteli dizileri çatır çutur yiyor. Sonra piyasaya bahsettiğin gibi olanlar kalıyor."

"Biliyor musun, tutacağı konusunda hiç şüphem yok." Ozan, bunu da egoma yorduğundan biliyorum der gibi gülümsedi. "İçinde ben olduğum için değil, biz olduğumuz için böyle düşünüyorum aslında," diyerek şaşırttım onu. "Hakkımızda atılan tweetleri hiç okudun mu? Herkes işini gücünü bırakmış dedikoduların kesinleşmesini bekliyor."

"Gördüm," dedi. "Arkaya Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi şarkısını koyup editlere siyah beyaz efekt yapmışlar. Akım gibi bir şey olmuşuz yine."

"Ben en çok şeyleri beğendim, Yalınlı Yeniden kliplerimizi." Küçük bir kahkaha attım. "Yeniden, yandı tüm ışıklar."

Dudakları iki yana kıvrıldığında gamzelerini gördüm. Gözleri bana değil, geçmişe dönüktü. Mutfağında söylediğim şarkılar gelmiş olmalıydı aklına. Sesimin güzel olduğunun farkındaydım ama genellikle şarkı söylerken çok utanıyordum, bu yüzden şimdiye dek kameraların önünde bunu yapmaktan kaçınmaya çalışmıştım. Ama ona hazırladığım kahvaltılar sırasında arka fonda mutlaka plakçaları için satın aldığım pop şarkıların plakları dönerdi ve ben de keyifle eşlik ederdim. Sessizce beni izlediği günler dün gibiydi.

"Yeniden birlikte olmamızı bekleyecekler." Ne o artık savunuyordu ne de ben yumruk atıyordum. Kendiliğinden bir muhabbet başlamıştı aramızda ve beklemediğim yerlere doğru gidiyordu. "Bu baskıya hazır mısın? Muhtemelen rol arkadaşlarımızın bile imalarına maruz kalacağız. Gökhan'la Çisem'den bahsetmiyorum bile."

"Kimin ne düşüneceği umurumda değil," dedim ama yalandı. Nasıl başa çıkabileceğimi bilmiyordum. "Ama hiçbir şeyin kolay olmayacağını ikimiz de biliyoruz bence."

"Neden zor olsun?" dedi sanki bu işin defalarca kez yürümeyeceğini söyleyen o değilmiş gibi. "İkimizin de tavrı net olduğu sürece bir problem çıkacağını sanmıyorum."

Yalan söylüyordu ve bunu sırf üzerime gelmek için yapıyordu. "Tabii ki problem çıkmayacak," dedim kendimden eminmiş gibi görünerek.

Ne o inandı buna ne de ben. İkimizin yeniden bir araya gelmesi demek, başlı başına problem demekti zaten.

🎬

Yorumlar

  1. Çok güzeldi ama yetmedi.Çekimleri acayip bir şey.Lutfen bölümler uzasınn

    YanıtlaSil
  2. Yetmedi bana bu yaa

    YanıtlaSil
  3. Ama aşırı güzel olacak gibi diğer kitapların gibi

    YanıtlaSil
  4. Yaa didişmeleri bile çok hoş bunların

    YanıtlaSil
  5. Her konuşmalarında akıllarına eskiler geliyo ne güzel anlar yaşadılar kim bilir ayrılmaları çok üzücü

    YanıtlaSil
  6. bu ikisi birlikte olursa ortalık alev alev olur gibi

    YanıtlaSil
  7. Şu aralar o kadar çok TBD isdaf editleri izledim ki okurken manyak beynim onları hayal etti

    YanıtlaSil
  8. Yazarcım bu kalemin kalbime saplandı biraz yine ama olsun yeni bölümü heyecanla bekliyorum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

9. "Partner Kimyası"

51. "Doruk Noktası"

8. "Perde Arkası"