6. "Sarışının Biri"
Hoş geldin, mısırını al 🍿🍿
Seni seviyorum, öyle bi içimden geldi.
Bütün yorumlarını okuyacağım ve bölümden sonra yine #bizimiçinyazılmış etiketinin altında olacağım. Hesaplarım her platformda azraizguner.
Teşekkürler ve iyi seyirler!
•🎬•
Ozan
Onu iki hafta boyunca görmedim.
Bir buçuk yıl köşe bucak kaçtığım kadını iki hafta görmemiş olmak beni az daha komalık edecekti fakat tıpkı o süreçte olduğu gibi, bu da benim tercihimdi.
Denk gelmeyelim istemiştim.
Hâlâ Yiğit'le beraber olmasını kabullenemiyordum.
O siktiğimin herifinin arabasına binip beni orada öylece bırakmasını aşamıyordum.
Yiğit Uzunalp'i daha önce yumrukladığım anı hatırlayıp rahatlamaya çalışıyordum ama sonrasında yaşananlar yüzünden bu beni daha çok geriyordu. O üçkağıtçı it her şeyi mahvetmeseydi bugün bambaşka bir hayatım olurdu. En azından yanımda hâlâ hayatım diyebileceğim bir kadın olurdu.
Onun bizi ne hale getirdiğinin farkında değil miydi? Yüzüne bakmayı nasıl midesi alıyordu?
Gerçekten Yiğit, Ada'nın gözünde hâlâ bir iyilik meleği miydi? Şerefsizin önde gideni olduğunu daha ilk saniyeden anlamıştım ben oysaki.
On dört koca gün geçmişti. On dört koca günden sonra bile Ada'nın o herifle birlikte gidişini nasıl izlediğimi hatırlayıp köpürüyor, içimdeki dinmeyen öfke yüzünden uyumakta bile güçlük çekiyordum.
O herifle cidden çıkıyorlar mıydı? Sadece bir reklam ilişkisinden fazlası mıydı aralarındaki? Birlikte yemek yerlerken defalarca kez kameralara yakalanmışlardı, hayranlarının ağızlarına böyle böyle laf veriyorlardı ama gündelik hayatta samimi pozları neredeyse hiç yoktu. Ben de bunu Ada'nın istemeyişine yormuştum. Çektikleri dizi bittiğinde bitip gidecek bir ilişkiyi kameraların önüne taşımak istemediğini sanmıştım.
Belki de istememe sebebi bende yaptığı hatayı onda yapmamaktı. Biz çok göz önündeydik bir zamanlar, şimdi ilişkisini arka planda sessiz ve sakince yaşamak istiyordu belki de.
Ya da o lavuk, aşık olduğu kadının arkasında duramayacak bir sik oğlanıydı.
Ada, yanında biriyle görüntü vermeye temkinli yaklaşırdı. Bir süre benimle kaçak takılmak istemişti, buna saygı duymuştum ama bir gün bir restoranın çıkışında habersiz bir şekilde basılmıştık ve bir saniye bile düşünmeden onun elini sımsıkı tutmuştum. Sanki onu bırakıp gideceğimi sanmış gibi o kadar şaşırmıştı ki yüzü aklımdan çıkmıyordu.
Onun için bir ilişkiyi ilan etmek komplike bir şey olabilirdi. Benim için değildi. O zamanlar her hücremle ona aittim ve bunun herkes tarafından bilinmesiyle ilgili herhangi bir sorunum yoktu.
O korkak herif, bunu yapamamışsa orasını bilemeyecektim ama günün sonunda Yiğit ne yapmış etmiş, benim olanı benden almıştı.
Hırsımdan delirmek üzereydim.
"Kuzen," dedi Serhan. "Kime böyle dalıp gitmelerin diyeceğim ama cevabını bildiğim soruları sorup zamanını almayayım diyorum."
Habersizce kapıma dayanan bu gevşek, onu reddedemeyeyim diye gelirken bana bir paket sigarayla çikolatalı puding almıştı. Bir gökdelende stüdyo dairede yaşıyordum. Buranın manzarasını çok sevdiğini bahane edip uğrardı yanıma ara ara.
Bugün yanıma gelmek için bahanesi, Ada'yla yeniden partner olacağımı öğrenmesiydi. Haftalardır her yerde fotoğraflarımız dönüyordu, Twitter'de durup durup gündem oluyorduk. Serhan'ın bunu yeni öğrenmiş olması için yaşamını mağarada sürdürmesi gerekirdi. Ona bir kez baktım ve bu ihtimali kafamda değerlendirdim. Olabilirdi. Sallamadım.
"Kafa ütüleyeceksen bas git," dedim oldukça kibar bir tavırla. Ondan nefret ediyor gibi de baksam, o benim bu dünyada en değer verdiğim insanlardan biriydi. Aynı evde büyümüştük. Aynı kâbusu yaşamıştık. Babası, dünyadaki en iğrenç insandı ve ben o iğrenç insanın evinde bir sığınmacıydım, ona abisinden kalan bir yüktüm. Amcamın gözünde bir leş kargasıydım. Yengem içinse Serhan'dan hiçbir farkım yoktu. Beni her zaman kendi oğlu saymıştı.
"Sakin ol birader." Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı sırıtarak. "Ama şimdi, sen de haklısın. Eskisinden daha da mı güzelleşmiş ne. Ada artık dünyanın sekizinci harikası falan değil, birincisi direkt."
"Sana kapıyı açan aklımı seveyim ben. Ne işin var benim evimde?"
"Konuşmaya ihtiyacın olduğunu biliyorum." Yüzündeki gülümseme silindiğinde dudakları gerildi. "Biraz geç kaldım belki ama hiç gelmememden iyidir, değil mi? Dökül bakalım Pikaçu, neden dalgınsın bu kadar?"
"Sandığın gibi derin düşüncelere dalmış falan değilim, nereden çıkarıyorsun bunları? Alt tarafı ajansta karşılaştığımız odaya gözlerim kapalı bile girsem onu kokusundan tanıyacağımı fark ettim bunca zaman sonra. Alt tarafı ekipçe katıldığımız akşam yemeğinde o bana söylemese de üşüdüğünü anlayacak kadar tanıyorum onu. Alt tarafı bana o gök mavisi gözleriyle yarım kalmışız gibi bakıp duruyor. Alt tarafı onu on dört gündür görmüyorum ki bu bir buçuk yılın yanında okyanusta bir damla su bile değil ama eksik hissettiriyor, anlıyor musun?"
Ben dirseklerimi dizlerime yaslayıp öne doğru eğilirken Serhan'ın gözlerine merhamet denilebilecek bir ifade yerleşti ve sesi yumuşadı. "Çok mu özlemişsin?"
"Çok özlemişim lan." Elimi saçlarımın arasından geçirdim. "Öyle çok özlemişim ki."
"Araya hiç zaman girmemiş gibi."
"Hiç canımı yakmamış gibi," diyerek devam ettim. "Hiç ayrılmamışız, hiç kavga etmemişiz, o sözler hiç söylenmemiş gibi. Anlamıyorum oğlum. İçimdeki nefret yalan dolan değil, biliyorum ama onu bu kadar zaman sonra görüp neden böyle hissediyorum anlamıyorum."
"İçindeki aşk da yalan değildi hiçbir zaman."
"Yakın duygularmış," dedim aşk ve nefret için. "Ada öğretti bana da."
"Birbirlerine dönüşebilen duygularmış," dedi. "Her an o dönüşüm yaşanabilir diye korkuyorsun. Özlediğini kendine itiraf etmekten bile kaçman bu yüzdendi."
"Ona yeniden aşık olmamdan mı bahsediyorsun?" Güldüm kendi kendime. "Aynı hatayı iki kez yapmak gibi huylarım yoktur."
"Yeniden mi?" diye mırıldandı ağzının içinde. Kaşlarımı çatarak yüzüne baktığımda eliyle ağzının üzerine bir fermuar çekti. "Bir şey demiyorum, sessizce bekleyeceğim aklının başına gelmesini."
"Saçma sapan konuşma," dedim. "Onunla bütün ihtimalleri sıfırladık biz, kalmadı bizden geriye bir şey. Bırak birlikte olmayı, Ada'yla aynı yolda bile yürümem ben."
"Dedi onunla her gün sete çıkacak olan adam."
"O farklı." Bu bir işti, o ve ben profesyoneldik. "İnan bana ikimiz bu diziyle ilgisi olmayan herhangi bir yerde yan yana gelsek birbirimizi tanımıyor gibi yaparız."
"O yüzden mi röportajlarında şimdiye kadarki en iyi partnerin sorulduğunda hiç düşünmeden Ada diyorsun hâlâ?
Çok çeşitli bir partner skalam olmamasına rağmen bana inatla her yerde sorulan bu soru, hayatın bana onu hatırlatıp durma şekillerinden yalnızca biriydi.
"O da farklı," dedim. Serhan kaşlarını havaya kaldırdı. "Onun hakkında orada burada kötü konuşmadım, asla da konuşmam ama kameralar kapandığında başlıyor esas hikâye. Olmaz oğlum bizden, biz sesimizi yükseltmeden konuşamıyoruz bile birbirimizle."
"Yalnız farkındaysan ben hiçbir şey söylemiyorum." Arkasına yaslandı rahat bir tavırla. Ardından bir bacağını diğer dizinin üzerine doğru attı. "Sen kendini sizden olmayacağına ikna etmeye çalışıyorsun papağan gibi aynı şeyleri tekrarlaya tekrarlaya. Çok korkuyorsun hislerinden."
"Gram alakası yok," dedim. "Bence sen anlattıklarımı götünden anlıyorsun."
"Külahıma anlat. Ciğerini biliyorum ben senin."
"Seni bir kez daha kovayım istemiyorsan birazcık susmayı denemeni tavsiye ediyorum."
"Çok huysuz bir adamsın, yaşlandın diye mi acaba?" Eline televizyonun kumandasını alıp kanalları gezerken bana bakmadan konuşmaya devam ediyordu. "Ee, bir araya gelince ne konuşuyorsunuz? Bir zamanlar bu kadın benim her şeyimdi diye düşünüyor musun içli içli? Belli ki düşünüyorsun."
Arkamdaki yastığı çekip yüzüne fırlattığımda alayla gülüyordu. Başkalarının haklı olması her zaman sinirimi bozacaktı çünkü inkâr edemiyordum. Ne zaman Ada'ya baksam geçmişe dönmemenin bir yolunu bulamıyordum. Birlikte geçirdiğimiz vakti düşünmeden yapamıyordum.
Ayrı olduğumuz süreden daha fazla bir birlikteliğimiz vardı. Dile kolay üç sezon, yetmiş bölüm çekmiştik birlikte. Hayatımın en güzel dönemi diye hatırlıyordum hâlâ, hem son sezona kadar set ilişkilerimiz harikaydı hem de benim ilk başrol deneyimimdi. Üstelik yan rollerden biri için audition vermeye gitmiştim, kaderin oyunu orada başlamış ve benimle görüştükten sonra diğer adaylarla görüşmeyi reddedip başrolü bana vermişlerdi.
O günü dün gibi hatırlıyordum.
Kapıdan dışarıya çıktığı an büyük güneş gözlüklerini burnunun ucuna kadar itip onların üzerinden bir köşede sigara içen bana doğru bir bakış atmıştı. Daha o saniye, hayatımda gördüğüm en güzel gözlerin ona ait olduğunu düşünmüştüm.
Onu ekranda da görmüştüm elbette, doğduğundan beri kameraların önünde olan bir isimdi fakat ekrandaki görüntüsü ve kanlı canlı karşımda oluşu arasında dağlar kadar fark vardı. Onun gibi bir kadını gören herhangi bir insanın donup kalmama ihtimali yoktu.
Güneş sarısı saçları beline kadar iniyordu ve göz alıcı bir parlaklığa sahipti. Beden ölçüleri elle çizilmişti sanki. Hem dillerin tutulmasına neden olacak bir güzelliği vardı hem de oyunculuğuyla gündemde kalmayı başarıyordu ki bu nadiren olurdu. Sektörün önde gelen isimlerinin çoğu yalnızca güzellikleri sayesinde ekranda kendine yer bulurken oyunculukları hep ağır eleştiriler alırdı ama Ada, annesinin gölgesinden bile kurtarmıştı kendini tüm eleştirmenlerin beğenisini kazanarak. Her hafta onun için sayfalarca haber giriliyordu, yıldızı her geçen gün daha çok parlıyordu. Kariyerinin zirvesindeydi ve ben o gün, onunla yoluma devam edeceğimi öğrenmiştim.
Onu karşımda gördüğüm ilk anda kendimi bir hiçmişim gibi hissetmiştim.
Dik duruşu, her daim gergin olan omuzları, her adımında yeri titreten topukluları, kocaman gözlükleri ve zincirini kavradığı çantasıyla bana doğru yürürken egosu ondan bile önde yürüyordu. Yönetmenin yanından yeni çıkmış, rolümü yeni kapmış, zafer sigaramı yeni yakmıştım. Yüzümde sonunda hak ettiğine kavuşan bir adamın gülümsemesi vardı ama onu gördüğümde gerçek olduğuna inanana kadar kaşlarımı çatmış, sağıma soluma bakınmış ve gerçekten bana doğru geldiğini algıladığımda oldukça şaşırmıştım.
"Merhaba," dedi dudakları iki yana kıvrılırken. "Başrolü kaptığını duydum. Herkes içeride senden bahsediyordu. Sanırım resmi olarak partner olduk az önce." Elini bana doğru uzattı. Uzun parmaklarını gümüş yüzüklerle süslemişti, bileğinde ince bir bilezik sallanıyordu. Üzerinde göbeğini açıkta bırakan türden dar bir tişört vardı, altında dünyanın en basit kot pantolonu. Bu iki sıradan parça bile onda sıra dışı duruyordu. Göbek deliğindeki piercing gözüme çarptı. Onu süzmeyi bırakıp sağ elimdeki sigarayı sol elime geçirdim ve bana uzattığı elini sıktım. "Ada Göktan," dedi samimi bir tavırla. Sesi sıcacıktı.
Ada Göktan... Bir çeşit felaketti, milyonda bir görülecek türden bir doğa olayıydı, dünyanın diğer yedi harikası onun yanında halt ederdi, öyle büyüleyici bir insandı.
Ada Göktan, Özgür Ozan Özaltan'ın hem miladıydı hem kıyametiydi.
"Özgür Ozan Özaltan," dedim. "Ozan derler. Memnun oldum."
Sırtını yanımdaki duvara yaslayıp yüzünü bana doğru çevirdi. O kadar tuhaf bir enerji yayılıyordu ki ondan bana, bir anda insanları etkisi altına alabilme becerisine sinir oldum. Sesindeki kendinden emin ton, her zaman koruduğu özgüven ve kısıp yüzüme diktiği gözleri gereksiz yere beni huzursuz etti.
Benim her şeyi o zaman anlamam gerekirdi.
"Sektörde yenisin, öyle değil mi?" diye sordu.
Kaşlarımı çatmamak için mücadele verdim. Kendimi yönetmene ve cast direktörüne beğendirdiğim yetmemiş gibi bir de onun onayından mı geçecektim?
"Sayılır," dedim.
"Şimdiye dek ses getiren işlerde oynamadın sanırım."
Sigaramdan bir nefes çektim. "Tiyatro ülkemizde pek ses getirmiyor ne yazık ki."
"Hadi ya," dedi şaşırarak yüzüme bakarken. "Tiyatrocu musun?"
"Konservatuvar çıkışlıyım."
"Teknik birisin yani?" dedi gülerek. Beni aşağıladığını hissediyordum. "Yandık."
"Hepimiz Sevilay Kayalar'ın kızı olarak dünyaya gelmiyoruz," dedim. "Bazılarımızın tuzu kuru olmuyor. Kendi hamurumuzu kendimiz yoğuruyoruz."
"Ozan..." dedi. "Kötü bir şey söylemedim. Bana neden saldırıyorsun?"
"Bildiğim kadarıyla konservatuvarda okumadın ve eğitim almış olmamı yandık şeklinde yorumluyorsun. Sana saldırmıyorum. Sadece küçümsenmekten hoşlanmıyorum."
"Böyle bir niyetim yoktu," dedi benim gibi uzun uzun konuşmak yerine. "Sigara kokusundan nefret ederim bu arada."
"İçtiğimi gördüğün halde geldin."
"Sadece tanışmak istemiştim!"
Sesinin tizleşmesi beni güldürdü. "Seninle tanışmak benim için bir şeref," dedim alay eder gibi. "Onur duydum prenses."
"Değişik bir herifsin."
Sigaramı tuttuğum elimle kendimi işaret ettim. "Herif miyim?"
"Evet." Eliyle saçlarını geriye doğru attı. "İnsanlar benimle konuşmak için can atar. Utanmasan sen beni yanından kovacaksın."
Gözlerimi karşıya diktim. "Tam da bunu yapmaya çalışıyordum."
"Ozan!" diye bağırdı. İlk defa böyle bir muameleye maruz kalmış olacak ki bir an ne yapacağını bilemedi ve aşırı saçma bir şekilde ayağını yere vurdu. Aynı kaprisli bir çocuk gibiydi. Arkasını döndüğünde onu cidden sinirlendirdiğimi anlayıp bileğini tuttum.
"Nereye? Şaka yaptım ya."
"Şaka yapacak birine benzemiyorsun."
"Aslında komik adamımdır," dedim sırıtarak. "Tanısan seversin."
"Hiç sanmıyorum canım ya."
"Belli olmaz," dedim. "Kimin altından ne çıkacağını bilemezsin."
Ve ben o an, onun gözde aktris Ada Göktan imajının altından ne çıkacağını deli gibi merak etmiştim.
"Otoparka gideceğim. Araban o taraftaysa birlikte geçelim."
"Taksiyle geldim."
Metrobüsten yürümüştüm.
"Geçeceğin yer çok uzak değilse ben bırakabilirim."
Ondan böyle bir teklifi asla beklemiyordum. "Eve geçeceğim," dedim birden. Sonra bunu söylemenin kulağa pek hoş gelmediğini fark ettim. "Eyüpsultan tarafına," diye ekledim.
"Tamamdır," dedi. "Bırakmamı ister misin?"
"Yolunu uzatma."
"Sorun değil."
"Sen nerede oturuyorsun ki?" Çenemin yayını sikseydim keşke. Evinin adresini de versin miydi kız? "Yani... Uzaksa diye... Yolu uzatma diye."
Gülmeye başladı.
Güzel bir gülüşü vardı.
"Florya'da oturuyorum ben."
Hiç şaşırmamıştım. "Çok yakınmış," dedim alayla.
"Sorun değil," dedi yeniden. "Gelecek misin gelmeyecek misin?"
Sürücülüğünü bilmediğim insanların özel araçlarına binmekle ilgili sorunlarım vardı. Ada güneş gözlüğünü tişörtünün yakasına tutturdu ve bir cevap beklemeye başladı.
"Peki," dedim. "Geleyim o zaman." Gözleri, başka bir cevap vermemi engellemişti. Otoparka doğru yürümeye başladığımızda kendimi gergin hissediyor ve yol üzerinde inme planları yapıyordum. Böylece evimi görmesine gerek kalmazdı. Kötü bir evde yaşamıyordum ama onun standartlarında bir yerde yaşamadığım da kesindi.
Birlikte otoparka girdiğimiz an, kattaki araçlara şöyle bir göz gezdirdim ve sonra kahkahayı bastım. "Şaka yapıyorsun ya."
Gülüşüm onu eğlendirmişe benziyordu. "Bil bakalım hangisi benim."
1.4 litrelik motora sahip gri bir sedan, beyaz Honda Civic fd6, 65 beygir gücündeki siyah bir Renault Clio ve... Pembe Porche.
"Gerçekten prensessin," dedim daha çok gülerek. "Yakışmam arabana."
"Benim bir kraliçe olduğumu kabul ettiğinde daha iyi anlaşmaya başlayacağız," dedi ciddi bir şekilde. "Ayrıca, yakışırsın gayet. Sadece... Arabamda sigara yakmaya kalkarsan seni Haliç'ten geçerken denize atarım haberin olsun."
Elimi şakağıma götürüp emrini aldığımı gösteren bir işaret yaptım. "Anlaşıldı."
İlk görüşte aşık olunacak kadar güzel gülüyordu.
İlk görüşte aşık olmayacak bir adam olduğumu söyledim kendime.
Ada o gün beni giriş kattaki evimin kapısına kadar bıraktı.
Onu rol icabı ilk kez öptüğüm gün gelene dek hiçbir zaman partnerlerimle bir şey yaşamayacağıma dair söz vermiştim kendime. Bunun sonuçlarının neler olabileceğini biliyordum, birçok örneği vardı önümde. Bu benim sektöre atıldığımda kendime koyduğum en önemli kurallardan biriydi. Dünyada insan mı kalmadı derdim kendime. Basit sanırdım kalbimi korumayı. Sen oyuncusun derdim, yaşadıklarının hepsi bir rolden ibaret ve karşındaki kadınların tümü yalnızca rol arkadaşın olabilir. Fazlası olamaz, olmayacak.
Fakat hisler kontrol edilemezmiş. Hisler engel tanımaz, kural dinlemezmiş. Bir noktada işler öyle bir çığırından çıkarmış ki her sigara bir kadının gözlerine yakılırmış. Bir yerden sonra her kadeh, sarışının biri için kaldırılırmış.
İşin garibi, beni kendine bağlayan Ada'ydı. Onun çabasıydı, onun başarısıydı, kurallarımı domino taşları gibi kendi elleriyle deviren oydu. Neredeyse peşimden koşmuştu. O egoyla bunu yapması beni şaşırtmıştı hatta. İnsanlara tepeden baktığını hissettiğim için bir süre sonra ona karşı soğuk tavırlar sergilemeye başlamıştım istemsizce. Önyargıdandı. Defalarca kez "Kendini ne sanıyor bu?" dediğim olmuştu fakat Ada kendini ne sanıyorsa gerçekten oydu. Bunu bana kanıtlamıştı.
Güzelliğinin farkında olan biriydi ve tek parmağıyla tüm sektöre hükmedebilirdi. Ne kadar güçlü olduğunu biliyordu, o gücü tırnaklarıyla kazıya kazıya elde etmişti. Bunun haklı gururunu yaşıyordu. Kimseye laf etme şansı bırakmıyordu. Geliyor, işini yapıyor, gidiyordu. Ezberleri her zaman tamdı, hiçbir zaman sete geç kalmazdı, bazen arkamı toparlayıp beni idare ettiği bile olurdu. Birlikte yakaladığımız ivme herkesin diline pelesenk olan türdendi. Ekrana yansıyan uyum, yavaş yavaş gerçek hayatta da bizi sarmaya başladığında uzak durmaya çalışan bendim. Cesurca adımları atan oydu.
Sonra bir anda her şeyi kesmişti. Göz süzüşler yoktu, ışıltılı gülümsemeler yoktu, yanıma gelip muhabbet başlatma girişimlerinin sonu gelmişti. Beni kendine alıştırıp bir başıma bırakmış, o olmadan nasıl eksik kaldığımı bana göstermişti. İşler tamamen tersine dönmüştü. Kendimi onun peşinden koşarken bulmuştum. Ada beni tavlamış, resmen gafil avlamıştı.
Birlikte çektiğimiz ilk öpüşme sahnesinden sonra ise olanlar olmuştu. Geri dönülemez, sonu görülemez bir yola girmiştik.
O gece onun kapısına gittiğimde beni içeri almasaydı hayatlarımız hiçbir zaman şimdiki kadar tepetaklak olmazdı ama o kapı bana açılmıştı, ben içeri davet edilmiştim. Aramızdaki her neyse kabullenmek zorunda kalmıştık çünkü artık karşı koyabilmek mümkün değildi. Çünkü ne onun benden başka yolu vardı ne de benim ondan başka çıkışım.
Kimseye söylemeden yürütmeye başladığımız o ilişki, sette kaçamak bakışlarla ve dokunuşlarla daha da alevlenirken benim tek yapabildiğim yanmak olmuştu. Ada yangındı, yıkımdı, zarar ziyandı ama hâlâ yaşadığım en derin aşktı.
Öyle derindi ki çabalasam da ulaşamıyor, onu tamamen çekip çıkaramıyordum içimden. İzleri evimin her köşesindeydi, anıları zihnimin her yerindeydi. Kurtuluşum yoktu. O izin vermezse hiçbir insan onu silip atamazdı. Araya değil on sekiz ay, on sekiz sene girse bile bu mümkün olmazdı.
Onu dört senedir tanıyordum, iki yıl boyunca inişli çıkışlı bir ilişki yaşamıştık ve son bir buçuk senedir ayrıydık. Şimdi yeniden birlikte çalışacaktık, her günüm onunla geçecekti. Beni yakından tanıyan herkesin endişeli olmasını anlıyordum. Anlamadıkları, aslında benim herkesten daha fazla endişe duymamdı.
Her şey başa döner diye çok korkuyordum çünkü ben daha önce hiç Ada'ya yenilmemeyi başaramamıştım. İşte en çok bu yüzden kendimi korumam gerekiyordu. O ilişkinin beni ne kadar yıprattığını da Ada yokken neler yaşadığımı da en iyi ben biliyordum ve artık baş edebildiğimi sanırken hayat yine onu benim önüme çıkarmıştı.
Sayfaları sararmış günlüğüm gibiydi o. Sırlarıma ortaktı, benim dertlerime denkti.
"Sen gerçekten yandın ya," dedi Serhan düşüncelerimin akışını değiştirerek. "Beni duymuyorsun bile."
"Aklım karışık."
"Belli." Gülüp dalga geçmek yerine yeniden ciddileşti yüzü. "Onunla oturup konuştunuz mu doğru düzgün?"
"Pek mümkün değil o dediğin." İlk karşılaşmamız bağır çağır geçmişti. Sonra ılımlı bir tavır takınmış, beyaz bayrak sallamıştık. Ferhat Hoca'yla yaptığım antrenmanın ortasına dalmasını hiç beklemiyordum ama oraya da gelmişti. Üstelik benden bir şey rica etmekti derdi. O gün üzerimde gezinip duran bakışlarını hatırladıkça kanım hiç istemediğim bir şekilde kaynıyordu. Bu yüzden olabildiğince yok sayıyordum. Ekipçe yemek yediğimiz gece beni gerçekten Oya'dan kıskanıyor gibiydi fakat o konu bir şeyleri paylaşmak olduğunda da hep bencildi. Yani olanların benimle hiçbir alakası olmayabilirdi de, asla emin olamazdım.
Neden emin olmak istediğimi de bilmiyordum. Neden beni kıskanmasını istediğimi, niye hâlâ başıma gelen her şeyi ona anlatmak istediğimi bilmiyordum. İkimiz eski konumumuzdan çok uzaktaydık. Aşılamayan kalp kırıklıkları ortamızda öylece duruyordu.
"Oğlum, nasıl olacak lan böyle?"
Öğrendiğim andan beri ben de kendime bunu soruyordum. "İş diyeceğiz, geçeceğiz. Bu kadar. Abartılacak bir şey yok. Daha önce hiç anlaşamadığım insanların arasında bulundum, iki taraf da profesyonel olduğu sürece sıkıntı çıkmayacaktır."
"Partner olmasanız hadi neyse de, bir de her sahneniz birlikte olacak neredeyse." Televizyonu kapatıp sanki bana ait sıkıntı onun göğsünü deliyormuş gibi sesli bir nefes verdi. "Diyalogları geçtim, bu dizideki ilişki de ilerleyecek önünde sonunda. Yakın temaslar, dokunuşlar, öpmeler, sarılmalar... Baş edebilecek misin cidden?"
"Bunu çok yakın zamanda öğreneceğim," dedim. Elime ilk bölümün senaryosu geçmişti. Geriye dönük sahnelerin çekimleriyle başlamamıza karar kılmıştı yönetmenimiz. O geriye dönük sahnelerde Demir ve Göksel sevgiliydi. Tam da Serhan'ın anlattığı gibi yakın temaslarla başlayacaktık bu yeni projemize.
İlk bölümde bir geçmiş sahnesi için Göksel'in Demir'i öpmesi gerekiyordu.
Sikeyim ki daha ilk bölümden öpüşecektik.
Olabildiğince bunu düşünmeyi erteliyordum fakat gerçekleşmesine günler kalmıştı.
"Beni bu yaşta annem gibi Türk dizisine başlatacaksın ya," diye hayıflandı kendi kendine. "600 bölüm çekseniz bile izlerim sizi. Çok yakışıyorsunuz be birader."
"Biliyorum." Hep biliyordum. Her fotoğrafımızda buna ben de şaşırırdım. Gerçekten insanlar çift olarak geliyorsa bu dünyaya, benim onun için yaratıldığıma inanırdım. "Bakalım, tutar gibi bu iş. Yeniden zirveye çıkmak istiyorum Serhan. Bu devranı döndüreceğim. Sırf çok fazla hak etmiş birine attığım küçücük bir yumruk yüzünden kariyerimin bitme aşamasına gelmesine izin vermeyeceğim."
"Küçücük bir yumruk, aynen." Başını iki yana salladı. "Burun ameliyatı oldu lan adam!" Konunun içeriği hakkında bir gram fikri yokken bile beni arayıp helal olsun demişti telefonda. Hak etmiştir, diyen ilk kişiydi. Bunu ilk duyduğum kişinin Ada olması gerekirdi ama hayır, Ada Yiğit'in kanayan burnuna müdahale eden kişiydi.
Biz ayrılsak kaç yazar, gideceğin yeri hazırlamışsın ne de olsa.
Ona bunu söylemiştim. Ona bunu ben söylemiştim ve söylediğimin vicdan azabıyla yaşarken o ikisini yeni bir projede partner olurlarken görmüştüm. Sonra akşam yemeklerini, sonra birlikte katıldıkları röportajları ve dergi çekimlerini, sonra sonra sonra...
Beni haklı çıkartmışlardı.
Beni hâlâ haklı çıkartıyorlardı.
"Geçen gün yine karşıma çıktı." Kuzenimle madem konuşuyordum o zaman bu bir çeşit deşarj yöntemim olmalıydı. Ona anlatmalıydım. "Elimden bir kaza çıkmamasını istiyorsa bir daha benimle görüşmemeli, Serhan. Gerçekten hakim olamam kendime. Ne zaman yüzünü görsem söylediği iğrenç şeyler doluyor kulağıma."
"Ada'yla ilgili zamanında sana söyledikleri için mi ona öfkelisin yoksa şu an Ada'yla birlikte oldukları için mi?"
"Onlar mutlu mesut yaşarlarken bir tek benim zarar görmeme öfkeliyim. Herkes hayatını yoluna koymuşken bir tek benim hâlâ tepetaklak yol alışıma öfkeliyim, anlıyor musun? Ben masumdum, Serhan. Ben ne Ada'yı aldattım ne de arkasından ileri geri konuştum. Sadece çok sevdim amına koyayım, çok sevdim. Benim hakkım bu değildi. Yemin ederim değildi."
"Sakinleş," dediğinde yumruğumun içine sıkıştırdığım su bardağını yeni fark ediyordum. Onu sertçe masanın üzerine bıraktım. "Olan sana oldu, biliyorum. Böyle bitmemeliydiniz, bunu da biliyorum. Emin ol Ada da biliyor benim bildiklerimin hepsini. İkiniz için yeni bir şans doğarsa, ki doğacak, işte o zaman her şeyin yoluna gireceğine inanıyorum ben."
"Hiçbir zaman bir şansımız daha olmayacak." Sesim çok netti. Bu, bu işe başlamadan önce koyduğum kuraldı. Artık kuralda hiçbir partner ifadesi geçmiyordu, yalnızca Ada'yı içeriyordu. Dünyada insan mı kalmadı, Ada'yla asla yeniden olmaz. "O istese ben istemem şu saatten sonra."
"Of o kadar inanmıyorum ki sana." Sitem eder gibi söyleyişiyle birlikte kaşlarımı çatıp ona döndüm. "Ne var?" dedi bıkkın bir ifadeyle. "Kaderinde olan döner dolaşır seni bulur derdi baban. Kaderindeki Ada değilse imanın şartlarına inanıp inanmadığımı gözden geçireceğim Ozan."
Keşke babama ne yapacağımı sorduğumda bir cevap alabilseydim de beni karşılayan tek şey derin bir sessizlik olmasaydı.
"Kızın hayatında başka biri var," dedim. Bu cümle bana ağır gelmemeliydi. Bir de hesabında duran, yan yana oldukları fotoğraflara küfrederek bakmayı bıraksam güzel olurdu. "Olmasa bile, sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer demişler. Tekrar süt içmez yani, anlıyor musun? Başka seçeneklere yönelir, başkalarını değerlendirir, başka yollar dener."
"Sen yeterince uzun bir süre dener gibi yaptın." Doğruydu, haklı olmasından nefret ediyordum. "Olmayınca olmuyor işte Ozan Bey. Bazılarımız yoğurt sevmiyor, sadece süt seviyor belli ki."
"Neyse ne," dedim. "Benlik sorun yok. O kendini hazırlasın. Henüz hissetmiyor ama olanlar yüzünden bir gün suçluluk hissetmeye başlayacak ve o zaman dönüp yüzüne bakmayacağım çünkü o bana tam olarak böyle yapmıştı."
"Lan şimdi sen de hiç sütten çıkmış ak kaşık değildin, hakkını yedirtmem Ada'nın." Onun gibi birine sahip olduğum için kendimi şanslı hissederdim çünkü Serhan ideal denilebilecek türden bir arkadaşlık sağlıyordu bana. Doğruya doğru yanlışa yanlış derdi. Taraflı olduğu zamanların tümünde de benim tarafımı tutardı fakat bana şimdi Ada'nın avukatlığını yapıyordu. "Sizinki gibi büyük aşklar tek tarafın haklı olduğu kavgalarla bitmez. İkinizin de haksız olduğu konular vardı, geri adımı atamadınız gururunuzdan, parçalandınız, hiç oldunuz. Şimdi yeniden bir bağ kurabilene kadar kasabın önündeki sokak kedisinin cama baktığı gibi birbirinizi izleyeceksiniz uzaktan. Yapacak bir şey yok. İkinizin de akıllanması lazım."
O uzun uzun konuştu, ben tek bir cümlesine takıldım.
Hiç oldunuz.
Biz hiç olmuştuk.
😕
Ada
Onu öpecektim.
Eski sevgilimi bugün rol için öpecektim.
Bu bizim çekeceğimiz ilk sahnelerden biriydi.
Sanki biri bize komplo kurmuştu. Bizimle dalga geçiyor olmalılardı. Başka türlüsünü aklım almıyordu.
Onu karşımda görmek bile zordu ama onu öpmek?
Bunca zaman sonra dudaklarımız birbirine temas edecekti öyle mi?
Allah canımı alsın diye karavanımda bekliyordum.
Kapım tıklatıldı ve sandım ki Azrail duydu duamı, yetişti zamanında. İçeri giren ise Ozan'dı. Kostümünü giymiş, makyajı ve saçı yapılmış, çekime baştan ayağa hazır olan Ozan.
Ona siktirip gitmesini, burada varoluşsal sancılar çektiğimi söylemek istesem de yutkunarak sözcüklerimi geri gönderdim ve bomboş bakışlarımı suratına diktim. Ezberimi tamamlamıştım, ışıklar ayarlanıyordu, az bir vakit sonra o ışıkların altında ikimiz olacaktık. Yönetmen, ses ekibi, mikrofon tutan eleman ya da kostümlerden sorumlu arkadaşın da ortamda olması hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Biz, birbirimizi öpecektik ve bunu ben başlatacaktım.
Adamın dudaklarına bakmamak için gözlerine kilitlendim fakat bu da doğru bir hamle değildi. Göğsüme sıkıntı oturtan cinsten bir hareketti. Sessizce arkasından kapıyı kapatıp bana doğru adımladı ve tek kelime etmeden yanıma oturdu.
Gözlerini bu mesafeden izlemek, ezberlediğim tüm o cümleleri unutturdu bana. Karavanıma gelip bile isteye bu kadar yakınıma oturmuştu. Susuyordu, çünkü en çok suskunken gözlerimiz konuşurdu ve ben o göz bebeklerinin etrafındaki renkleri ezbere biliyordum. Ona böyle susup bakmayı özlemiş olmak canımı yaktı. İnkâr etmek istedim. Ona olan öfkemi hatırlamaya çalıştım ama adımı sorsalar söyleyemeyecek kadar bulandı zihnim.
"Geçmişin işimizi etkilemesine izin vermeyeceğiz değil mi?" diye sordu, dizi dizime değmek üzereyken. Tedirgindi. O da benim düşündüklerimi düşünüyordu. O da gergindi. Bacağımı diğer tarafa doğru çektim. En ufak bir temasa bile hazır değildim. Teninin kokusunu bildiğim bir adamın karşısında hiç istemediğim kadar savunmasız hissediyordum. Bu histen acilen kurtulmam gerekiyordu.
"Vermeyeceğiz," dedim soğuk bir sesle. "Bunu söylemek için mi geldin yanıma? Burada profesyoneliz Ozan. Burada sen ve ben diye bir şey yok. Göksel ve Demir'den ibaret olduğumuz konusunda hemfikiriz sanıyordum."
"Sen ve ben diye bir şey olmayacağı konusunda bana söz verebilir misin?" Ukala gülümseyişiyle birlikte elini oturduğumuz koltuğa yasladı ve bileği, bacağıma değdi. Temaslarının tümünü bilerek yaptığından emindim. Manipülasyon kelimesi bir insana dönüşseydi kendisine beden olarak onunkini seçerdi. Her ama her hareketinin altında bir sebep yatıyordu.
"Sana bir şeylerin sözünü verecek olsam, sen ve ben değil biz olurduk zaten." Canını yakmak istedim. "Benim için problem yok, daha önce de söyledim. Sen önceden çalıştığım bir partnerimsin. Yeniden aynı projede oynamamız bir dezavantaj değil avantaj olsun ikimize de. Sonsuza kadar aynı konuşmaları mı yapacağız?"
"Yalan söylediğinde bunu anlamaz mıyım sanıyorsun?" Kıstığı sesi ve bana yaklaştırdığı yüzüne odaklanmak yerine masanın üzerinde duran kahveme uzanıp bir yudum aldım sakince. "Ben sırf bana olan inadından bu rolü bu kadar çok istediğini en başından beri bilmiyor muyum Ada?"
"Ben çocuk muyum inadımdan yapacağım?" diye sordum kahvemi bırakmadan. Bir kaşımı havaya kaldırdım. "Ayrıca sana hâlâ benim hayatımda bu kadar önemli olduğunu düşündüren nedir?"
"Değil miyim?"
"Bir buçuk sene konuşmadık," dedim hatırlamasını isteyerek. "Önem verdiklerimle arama bu kadar mesafe koymam genelde."
"Acaba kaç yalan daha uyduracaksın tek ayak üzerinde?" Kahvemi avuçlarımın arasından çektiğinde alıp masaya bıraktı sertçe. Sinirlendiğini belli etmemeye çalışıyordu ama anlamayacağımı sanıyorsa çok yanılıyordu. "Gözlerime bakarak aynı cümleyi tekrar kurabilir misin?"
Gözlerinin içine baktım. "Derdin ne senin?"
"Eski bir rol arkadaşımla konuşup yeniden birlikte çalışmamızın avantajlarını ve dezavantajlarını değerlendiriyorum."
"Milyonuncu kez yapıyorsun bunu!" Kabak tadı veriyordu artık. "Seni önemsiyor olup olmamam neyi değiştirecek?"
"Konuyu böyle çevirdiğine göre cevabımı almış bulunuyorum sanırım."
"Sana önem veriyorum tabii ki," dedim birden gözlerimi kaçırarak. Parmaklarıma diktim bakışlarımı ve derin bir nefes aldım. Yüzünü göremesem de oraya nasıl bir ifade yerleştiğini tahmin ediyordum. Ona bir ders vermekti niyetim. Uğraşmasın benimle bir daha istemiştim. "Benim için en önemli şey hep sendin. Bunu biliyorsun. Bildiğin için sorup duruyorsun. Bir buçuk sene neyi ne kadar değiştirmiş görmek istiyorsun..." Üzgün sesim, her zaman zaafıydı onun. "Ben hâlâ aynı kadınım. Bıraktığın yerden bir adım öteye gidemedim."
Sulu gözlerimi ona çevirdiğimde sonlara doğru titreyen sesim, çenesini kasmasına sebep olmuştu. Gözlerine çöken hüzünle karşılaşınca sesli bir kahkaha patlattım. "Duymak istediklerinin hepsini duydun mu?" diye sordum gülmeye devam ederken. "Atladığım, eksik kalan bir şey var mı?"
Buraya gelip o soruları sorarak başlatmıştı savaşı. Bir karşılık almayacağını sanıyorsa aklını kaybetmiş olmalıydı. Ada Göktan asla altta kalmazdı.
"Sürekli kırıp dökecek misin sen böyle?"
"Ben bir şey yapmıyorum!" dedim hepten sinirlenerek. "Yanıma gelip bana abuk subuk şeyler soran sensin. Biz bitirdik Ozan. Ben oturup seni beklemedim düşündüğün gibi. Bıraktığın kadın değilim, çok şey değişti." Gözlerinin içine baktığımda oradaki kırık cam parçaları en çok benim göğüs kafesimi parçaladı ama durmadım. "Benim için bir önem teşkil etmiyorsun," dedim. "Artık etmiyorsun. O şansı kaybettin, o kapı kapandı."
"Çok şey değişmemiş." Buruk bir gülümseme oturdu dudaklarına. Rol mü değil mi anlayamadım. "Öyle bir tanıdıksın ki Ada. Sen öyle tanıdıksın ki bana."
"Ne güzel. Birbirimize alışkın olduğumuz için iş birliği yapmamız kolay olacak. Uyum sürecini atladık bile."
"Alışkın olmak..." Kaşlarını çattığında ortasındaki çukur derinleşti. Yüzüne yerleşen düşünceli ifade gözlerinin kenarlarını kırıştırırdı. O çizgileri saydığımda kocaman gülümserdi her seferinde. Bunu yapamıyor olmanın hayatımda bir eksiklik olduğunu bu ana kadar fark etmemiştim. "Alışkanlıklar..."
"Ne diyorsun?"
"Sen," dedi. "Tehlikeli bir alışkanlıksın."
"Kafandan ne geçiriyorsun bilmiyorum," dedim savunmasızlığımı etrafıma duvarlar örerek atlatmaya çalışırken. "Ama benden bahsedeceksen geçmiş zaman kullan. Alışkanlıktın de."
"Birbirimize alışkınız dedin." Dudaklarımı araladım ama kendimi savunmak için birleştiremedim kelimelerimi. Sessiz kaldım. "Buradasın, buradayız ama ben hâlâ nasıl olacak bilmiyorum."
"İş," dediğim an "İş," diyerek başını salladı. "Seninle yeniden konuşmak bile her şeyi sen ve benim biz olduğumuz zamanlara döndürürken, iş deyip geçeceğiz öyle mi?" Sesini bir ton alçalttı. "Sen gittiysen bile bir kez dönüp bak arkana, belli ki ben bıraktığın yerdeyim hâlâ."
Ona baktığımda bana baktı, denilenlerin varacağı yeri idrak etmeye çalışıyorken bu defa kahkahasını basan o oldu. "Duymak istediklerini duyduysan ben gideyim artık," dedi gülmeyi kesmeden. Bu kadar hızlı bir misillemeyi beklemiyordum. Belki hak etmiştim, belki etmemiştim ama canım acımıştı her halükârda. "İyi oyuncularız, bu sektör bize sahip olduğu için çok şanslı."
"Yaa..." dedim gözlerim yanarken. "Kesinlikle öyle."
"Umarım rolüne çok kaptırmazsın," dedi tüm bunlar yetmezmiş gibi.
"Bence sen kendine dikkat etmelisin." Aldığım darbeyi bir ayna misali yansıtmazsam bana da Ada Göktan demesinlerdi. "Yine rol icabı başlattığımız bir öpücüğün sonunda gece kapımda bulmuştum seni. Dilerim bu kez kendine hakim olmayı başarırsın."
"Haha," dedi alayla. "O gece kendine hakim olamayan tek kişi ben değildim diye hatırlıyorum. Konuşturma şimdi beni. Ben kapına geldim de sen kapıyı yüzüme mi çarptın sanki?"
"Eh," dedim. "Acıdım diye içeri almıştım seni. Bir erkek olduğumu düşündüm, benim gibi birini öpseydim bende de akıl falan kalmazdı tabii. Empati yapınca hak verdim sana yani."
"Egoist," dedi fakat yüzüne yerleşen gülümseme pırıl pırıldı. Neredeyse heyecanlı baktığını söyleyecektim. Neredeyse onu öpeceğim ana doğru bir geri sayım başlattığını düşünmek üzereydim.
"Aşağılık," dedim ben de kendimi aynı şekilde gülerken bulduğumda.
Ne kadar birbirimize girersek girelim, ne kadar değiştiğimizi iddia edersek edelim bu gülümsemeler aynıydı işte. Sıcaktı, içtendi, dilimizde hakaretler de olsa gözlerimizdeki ifade tersiydi.
"Ada Hanım," diye bir ses böldü aramızdaki bakışmayı. Karavanın kapısından bir kafa içeri doğru uzandı. "Sizi makyaja alalım."
"Alın bakalım," dedi Ozan ayaklanırken. Ardından gözlerini kısıp sadece benim duyabileceğim bir sesle devam etti. "Ruju çok abartma, silmesi kolay olsun."
"Ah Ozan," dedim küçümser bir tavırla gidişini izlerken. "Benim bıraktığım izler öyle kolay silinmez, öğrenemedin mi hâlâ?"
🎬
Koydu mu lafi kralicem
YanıtlaSilBirbirlerini cok kırıyorlar ya ne olacak böyleee😭
YanıtlaSilO kadar aksiyona alışmış mi sanki birsey eksik gibi geliyor devamını bekliyorum sanki
YanıtlaSilBirbirlerine o kadar ağır konuşup kırmışlar ki nasıl toplanacaktır merak ediyor
YanıtlaSilBu kırıklar biraz zor toparlanır gibi..
YanıtlaSilTam tamına 16 gün 17 saat 42 dakika 19 saniyedir yeni bölümsüzüz... Bil diye söyledim.
YanıtlaSilbölüm ne zaman gelecek ya 3 hafta olacak nerdeyseee
YanıtlaSilbölüm ne zaman gelecek 3 hafta olacak nerdeyseeee
YanıtlaSil