14. “Eski Ev”

 Hoş geldin, mısırını al 🍿🍿

Bölüme yorumlarını bekliyorum. Bölümden sonra da #bizimiçinyazılmış etiketinin altında her zamanki gibi dolaşıyor olacağım. 


Hesabım her yerde azraizguner. Genelde en çok twde aktifim. Planladığım diğer kurgularım hakkında da en çok orada konuşuyorum :))


Keyifli okumalar canım, öptm. İnanmayacaksın ama sen görmeyeli çocuklarımız konuşmayı öğrenmeye başladı. Çok çabuk büyüyorlar 🥹🩷🎀


🎬


"Ada." Saçlarıma dokunulduğunu hissettim. Uykulu bir ses, yeniden ismimi söylediğinde gözlerimi açtım. "Ada..." Yüzüme düşen saç, Ozan'ın parmakları tarafından nazikçe itildi. 


"Hım?" diye mırıldandım. 


"Gökhan reytingleri atmış. Birlikte bakalım mı?" 


Hızla yattığım yerden doğruldum. Gözlerimi ovuştururken en son ne zaman bir reyting sonucu için heyecanlanmıştım hatırlamıyordum.


Ozan, kalktığım yere oturduğunda saçım başım dağılmış durumda olmalıydı. Örgümden fırlayan tutamların bir kısmını sol kulağımın arkasına sıkıştırdım. Gece hiçbir bakım yapmadan yatmıştım. Üstelik kafa derimi cayır cayır yakan naneli bir erkek şampuanıyla yıkanmıştım. Rutinimden çok uzak olmam, bir saniyeliğine beni rahatsız etti. Nedensizce Ozan'a daha güzel görünmek istedim. Ve biraz da toparlanmış... 


Tişörtümün omzuma düşen yakası göğsümde toplanmıştı uyurken. Kendime çeki düzen vermeyi denedim fakat içimdeki rahatsızlık hissini bir türlü geçiremedim. Evinde kaldığım gecelerde beni bundan bin kat daha dağınık halde görmüşlüğü vardı elbette fakat o zamanlar sevgiliydik. Gerçi bu neyi değiştirirdi ki? 


Uyanamamıştım ben galiba. 


"Ada," dedi Ozan, yeniden. Yan yana oturuyorduk. Dün gece bu kanepede onun kucağındaydım ve öpüşmüştük. Şimdiyse telaşlı bir şekilde buradan gitme isteğiyle doluydum. Neyden korktuğumu bile bilmiyordum fakat ondan önce uyanmış olsaydım, o kalkana kadar çoktan gitmiş olurdum. "Şşh," diyerek dikkatimi üzerine çekmeyi denedi. "Kâbus falan mı gördün?"


"Hayır," dedim hızla. "Sen?"


"Doğru düzgün uyuyamadım, kâbus görmeye fırsatım olmadı o yüzden."


"Öyle mi?"


"Hımhım..."


"Neden?"


"Senin ağladığını gördüğümde böyle oluyor, değişmeyen bir huyum." 


Kalbimin hızını aniden üç katına çıkarmasını beklemiyordum. Neredeyse elimi göğsüme bastıracaktım. "Yüzüm şişmiş mi?" diye sordum gözlerimin balon gibi olma ihtimali beni korkuturken. Onları zar zor aralayabildiğime göre eminim ki şişmişti. 


"Biraz." Keşke dürüst tarafından kalkmasaydı da beni birkaç güzel sözle avutsaydı. Böyle bir zorunluluğu yoktu tabii ki. Yine de bir anlığına beni güzel bulduğunu duymak istemiştim. 


Başıma ani bir sancı girerken gözlerim karardı. 


Benim bu evden acilen gitmem gerekiyordu. 


Sorun havasında mıydı suyunda mıydı bilmiyordum fakat düzgün düşünemiyordum. 


"Ben gideyim artık." Ayağa kalktığımda Ozan, şaşkın bakışlarını suratıma dikti. Başka evlerde o dikenüstü uykulardan uyandığımda doğrudan evden ayrılırdım. Hiçbir haber vermez, tek bir lokma yemez, geceden sabaha hiçbir şeyi taşımazdım. Başka birinin evinde uyanmak, benim için kaçmanın vaktinin geldiği anlamına geliyordu. 


Ozan'la aramızda bir şey yaşanmadığı halde yine de kafamın içindeki o alarm devreye girmişti. 


"Ada," dedi kaşlarını çatarak. "Reytinglere bakacaktık ya." 


"Doğru."


Ne yaptığımı bilmiyordum. 


Panik, göğsümde büyüyordu. Ağladığım için uyuyamamıştı. Dün gece kucağındaydım ve ona sürtünüyordum, üstelik ikimiz de tamamen ayıktık. Bunların hiçbiri olmamalıydı. İşler yeniden buraya varmamalıydı.


Acı bir his, boğazımı yaktığında köşeye sıkışmışlığımı üzerimden atamadım. Dar bir asansörde kalmıştım. Karşımda bir ayna vardı ve ben her sabah konuşma yaptığım o aynadan şimdi kaçmak için gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. 


Kendimde göreceğim şeyden korkuyordum. 


Kendimde kendimden çok onu görmekten korkuyordum. 


Dağınık saçları dikkatimi çekmemeliydi. Ela gözleri, uykusuzluğun getirdiği kızarıklığa sahipti. Rahat bir şekilde oturmaya devam ediyordu. Sonuçta onun eviydi. Ama biraz daha yanına dönmezsem uzanıp beni kucağına çekecek gibiydi. 


Bunu yapmasını deli gibi istiyor olmamdan nefret ettim. 


"Bu benim için önemli," dedi. Gitmemem için ikna etmeye çalışıyordu beni. "Reytingler yani. Açıkçası biraz gerginim. Ama bir işin falan varsa..."


Anında yanına oturdum çünkü sesindeki kırık tondan hiç hoşlanmıyordum. "Gerilecek hiçbir şey yok," dedim. "Birlikte bu piyasanın içinden geçeceğiz, yine."


Sen salaksın. 


Kıyamıyordum. Kalbimle savaşamadığım bir güne uyanmıştım. Beynimin yüzde birine bile ulaşamıyordum. Onun alanında nefes alıp verdikçe nefes almanın neye benzediğini hatırlıyordum. Dünya vardı. 


Ben bu dünyaya yeniden alışmayı hiç istemiyordum. Başıma yıkıldığında o enkazın altından çıkmanın ne kadar zor olduğunu biliyordum çünkü. 


Ozan bana umutla baktığında yeniden bütün sesler sustu. Gözleri benimkilere tutundu. Sessiz kaldık. "Midem bulanıyor stresten," dedi sonra. "Bildirim ekranını bile kaydıramadım. Sadece reyting yazısını gördüm."


"Bir kere başarısız oldun diye hep başarısız olacağını sanman neden?" 


"Ben bir kere başarısız olmadım Ada," dediğinde o umursamaz görünüşünün altında her şeyi kafaya taktığı gerçeğiyle yüzleştim. Eğer yanımda olmasaydı, reytingleri biraz bile umursayacağını düşünmezdim. Kısa süreli dizisinde yaşadığı stres hakkında hiçbir fikrim yoktu. Neler kaçırmıştım? Canını çok mu sıkmışlardı? 


"İlk bölümünde öpüştüğümüz bir dizinin iki reytingle falan mı başlayacağını düşünüyorsun Ozan?" dedim havasını dağıtmak isteyerek. Kullandığım kelime, havamızın başka yöne dağılmasına neden oldu. 


Ozan, bakışlarını dudaklarıma indirdiğinde neredeyse beklentiye girecektim. Beni buna alıştırıyordu. Tehlike çanları daha gürültülü bir şekilde çalmaya başladı. 


"Düşünmüyorum," dedi yavaşça. "Ama yine de biraz gerginim."


"Canım, ben Ada Göktan'ım. Minimum altıdan açılacağız. Aç hadi." 


Ozan'ın bana bakarken kendini sakinleştirmeye çalıştığını hissettim. Sonra telefonunu kaldırdı ve ben de ekranı daha iyi görebilmek için ona yanaştım. 


Total: 7.21

AB: 8.05

ABC1: 8.4


"Hassiktir!"


İyi olacağına emindim fakat bu kadarı, bana da sürpriz olmuştu. Henüz birinci bölümden böyle bir açılış yapacağımızı Mahfer Yerebakan bile beklemezdi.


Bir kahkaha attığımda "Ada Göktan canım," dedim keyifle. Ozan'ın koluna ellerimi yerleştirmiştim. Bu kolu gönlümce sıkabildiğim zamanlarda elimin altında bu kadar sert bir kas yığını yoktu. Bu yüzden başta yadırgadım fakat sonra hissiyatından hoşlandım. 


Ozan, kolunu boynuma sarıp beni göğsüne doğru çekti ve omuzları gevşedi. "Ada Göktan, canım..."


İç geçirmesiyle midemde bir hareketlilik hissettim. Beni sarışına karşılık olarak başımı göğsüne bıraktığımda kafamın içindeki yüksek basınç normale döndü. Uçuş sırasında tıkanan kulaklarımın açıldığı ilk ana benzettim bunu. İhtiyaç duyduğum türden bir rahatlamaydı. 


Kolunu omzumdan karnıma sarkıttı. Gövdem onun gövdesine doğru kaydığı için parmakları, çıplak karnımdaki piercingime çarptı. Ozan'ın imalı bir şaka yapmasına hazırladım kendimi ama o, huzurlu bir nefes aldı. 


Uzun zaman sonra gerçekten mutlu olduğunu hissettiğim bir andı bu. 


Ve o anda bana sarılıyordu. 


"Sana söylemiştim," dedim. "Kırdığımız rekorların haddi hesabı olmayacak. Daha bunu globale pazarlamak var. Sandığının aksine silinip gitmeyeceksin Ozan. Her şey güzel olacak."


Dudaklarını saçlarıma bastırması hesapta yoktu. 


Yalnızca çenesi mi sürtmüştü? Bilmiyordum. Bir öpücük hissetmemiştim ama ensemi karıncalandıran tatlı bir temasın olduğu kesindi. 


"Öyle olsun artık," diye fısıldadı. "Benim için de bir şeyler yolunda gitsin artık."


Heyecanı, bıkkınlığını bastırıyordu. Tüm o duyguların altında ise hırsları yer alıyordu. 


Hâlâ ona aynı şekilde yaslanmaya devam ediyordum ve o da parmaklarını hafifçe karnıma sürtüyordu. Bu kanepe, bizi geçmişe savurmuştu. İnsanlar savrulunca yollarını kaybederlerdi. Biz savrulduğumuz yerde huzur bulmuştuk.


"Çok fazla sigara kokuyorsun," dediğimde bile beni kendinden uzaklaştıracak bir hamle yapmadı. Çünkü gerçekten rahatsız olsaydım ona on metreden fazla yaklaşmayacağımın farkındaydı. 


"Ada," dedi parmaklarıyla karnımda küçük bir çizgi çizerek bedenime bir ürperti yolladığında. "Hiç keşke böyle olmasaydı diyor musun?" 


"Böyleden kastın nedir?"


"Ne anladıysan o."


"Bilmiyorum." Neden her gün bunu sorguladığımı bilmiyorum. 


"O herifin var olmadığı bir dünyada nasıl olacağımızı hiç düşünmediğini mi söylüyorsun?"


"Bizim seninle aramızdaki tek sorun Yiğit değildi."


"İsmini kullanma."


"Ozan..."


"Adının ağzından çıkmasını sevmiyorum." 


Sertleşen sesi kaşlarının da çatıldığını düşündürdü bana. Muhtemelen çenesini sıkıyordu. "Hayatımı mahvettiği yetmezmiş gibi bir de elini sana sürmeye kalkmış, piç. Kavgada adı senden benden çok geçiyordu ve sen şimdi bana onun seni tehdit ettiğini söylüyorsun. Seni zor durumda bıraktığı her an için vermek zorunda olduğu bir hesap var. O haysiyetsiz yavşak, benim gençliğimi sikti. Ve sen bunu bile bile uzun bir süre onun yanında durdun."


Huzur, buraya kadardı. Geri çekilmek istedim. Sırtımı göğsünden ayırmaya yeltendim. Ozan, biraz bile hareket etmeme izin vermeden beni sertçe gövdesine bastırdı. "Dinle," dedi. "Çünkü canım yanıyor. Çünkü bana seni korkuttuğunu söylüyorsun. Seni, Ada. Seni inciten birine neler yapabileceğim hakkında bir fikrin var mı? Bizi bu hale getiren birinin yanına kâr kalır mı?"


"Fikrim var," dedim elimi göğsüne bastırarak. Yüzümü ona doğru kaldırdım ve o da bana doğru eğdi. Örgümle oynamaya başladı. "Fikrim olduğu için senin bilmeni istemedim zaten. Sen bunu anlamıyor musun? Ben bu konuyu halledebilirim Ozan. Adım yeter bunun için. Sadece sen bilmediğin için durdum. Sadece senin nasıl delirebileceğini bildiğim için. O adam hakkında basının önünde bir şeyler anlatsaydım sen beni sıkıştıracak ve yine konuşturacaktın. Yine delirecektin. Seni yine kurtaramayacaktım. Ben senin başına bir şey gelmesini istemediğim için bu kadar şeyle uğraştım ve gidip kendi başını yakmaya kalkarsan yüzüne bakacak bir Ada kalmaz. Beni anlıyor musun?" 


"Anlamıyorum." Göğsüne yaslı olan çenemin altına elini koyup çenemi kaldırdı. Kolu beni daha sıkı sardı. Bakışlarımız birbirine tutunurken "Neden?" diye sordu. "Aklımın ucundan geçmezdi bu. Neden?" 


"Neden mi senin sektörde kalmanı istiyorum? Bu mantıklı bir soru mu?" 


"Soruyu mantıksız hallere sokan sensin," dedi. "Bunu sadece sektörde kalmam için mi yapıyorsun? İnandırıcı mı bu Ada? Sana ne faydası olacak bunun?" 


"Kendi çıkarım olmayan hiçbir şeyi yapmadığımı mı düşünüyorsun hâlâ?"


"Direnme."


Göğsüm hızlı hızlı şişip inmeye başladı. 


"Ne?" 


Ozan'ın çenemdeki parmakları boynuma kaydı. Boynumu hafifçe kavradığı anda gözlerim kısıldı. Onun da nefesleri ağırlaşmıştı. "Direnme..."


"Pes ettiğimi görmek, seni mutlu mu edecek?" 


"Pes ettiğinde seni mutlu edeceğim." Avucunun altında nabız atışlarım yaşıyordu. Bu yüzden üzerimde yarattığı etkinin gayet farkındaydı. 


"Öyle bir dünya yok," dedim. "Denedik." 


Ozan, gözlerime baktı ve bana o ela gözlerin içinde bir galaksi sundu. "O kadar kırgınım ki," dedi. "Seni benden alan her ne varsa hepsi için bu dünyaya öyle kırgınım ki. Böyle bir dünya, zaten olmasın Ada." 


Zorlukla yutkundum. İşlerin böyle gitmediği bir evrende nerede olacağımızı düşündüm. Aramıza hiç zamanın girmediği... Mutlu mu olurduk sahi? 


Seni mutlu edeceğim. 


Ayrılırken ona mutlu olmadığımı söylemiştim. Pes edersem yeniden deneyeceğini mi söylüyordu? Beni daha beter bir hale düşürmeden önce kaç kez güldürürdü acaba bu defa? Sonu değişmeyecekti. 


"Neden?" diye sordum. "Neden hayatına devam eden sadece benmişim gibi davranıyorsun? Ben gittiğimde dünyan durmadı Ozan. Senin kariyerinin düşüşe geçmesinin sebebi de ben değilim. Beni her saniye suçladığını hissetmekten öyle yoruldum ki. Sanki tek seven senmişsin gibi davranıyorsun." 


"Sen hiç sevdin mi ki?" 


Dudaklarım titredi. "İnanamıyorum sana." 


"Benim kadar sevdin mi Ada? Seni hiç benim sevdiğim kadar sevdiler mi? Öyle olsa, döner miydin sanki buraya? Gelir miydin yanıma? Arar mıydın beni? Uyur muydun yanımda? Sen ihtiyacın olanı almak için mi gelip duracaksın böyle bana?" 


"Sana gidecek yerimin olmadığını söylediğimde bu hoşuna gidiyor, değil mi? Beni böyle görmek, çıkmaz sokakların ortasında kaldıkça eski evime yürüdüğümü izlemek hoşuna gidiyor senin."


Gülümsedi. Acı bir tebessümdü bu. Maziyi andıran, gözlerini dolduran bir şeydi. "Eski evin..."


Başımı kaldırdım. "Eski evim." 


Temaslarına bir son verdi. Kolunu geri çekti, yüzümden uzaklaştı. Canı yanmıştı. İçi içinden taşacakmış gibi gerildi. Göğsüne çöreklenen ağrı, benim boğazımdaki yumruyla eş değerdi. 


"Hayır," dedi. "Seni böyle görmek hoşuma gitmiyor. Işığını çalıyorlar Ada. Gözlerin alışkın olduğum şekilde parlamıyor. Ve bu, hiç hoşuma gitmiyor." 


"Kimsenin beni söndürmesine izin vermeyeceğim," dedim. "Uğraşıyorlar, uğraşacaklar. Ben baş edebilirim. Sadece önce biraz durmam gerekiyor." 


"Duramıyorsun."


"Durduğum yerde bile rahat hissedemiyorum da ondan. Soluklanacak yerim yok."


"Bu gece rahattın."


Öyleydim. Aralıksız bir uyku çekmiştim. Baş ağrılarım olmadan uyanmıştım. Asıl rahatsızlığım, uyandıktan sonra başlamıştı. Bu da aslında Ozan'la aramızın garip olacağını bilmemden kaynaklanıyordu. Sarılarak uyanmış olsak, hiç de rahatsız olmazdım. 


"Ama sen rahat değildin," dedim karşılık olarak. "Uyuyamamışsın bile."


"Kendimi yatağa zor sürükledim," dedi. "Çünkü hakkım olsaydı eğer, sabaha kadar bu koltukta seni izlerdim."


Dudaklarım aralandı fakat tek bir kelime bile çıkmadı ağzımdan. Birkaç saniye boyunca kalakaldım. 


"Uykumda beni izlemediğin için teşekkür ederim, sanırım?" 


"Seni uyutmasaydım daha çok teşekkür ederdin ama şansını kaybettin, bebeğim." 


Aniden karnım kasıldı. Bu adam ne iğrenç, ne baş belası, ne korkunç, ne yakışıklı, ne etkileyici bir adamdı? 


Alayla konuşmuştu. Havamızı dağıtmak istediği belliydi. Evren, onun tarafına geçti. Telefonunun melodisi evin içini doldurdu. Ozan, ekrandaki isme bakarken benim de gözlerim hemen ekrana kaydı. Oya olma ihtimali beni tedirgin etmişti fakat arayan Gökhan'dı. 


"Açayım," dedi Ozan. "Dayanamaz şimdi konuşmadan."


Başımı salladım. Rahat konuşması için lavaboya gitmeyi düşündüm fakat sonra ne konuştuklarını merak edeceğim için yerimde kaldım. "Efendim?" dedi Ozan. 


Gökhan, bağırarak konuştuğu için her şeyi duydum. "Oğlum, we are back lan!"


(Yeni 🎁 gelmedik 🙅‍♂️ geri ↩️ geldik 🤑🏃💨)


Ozan'ın dudakları iki yana kıvrıldığında yüzüne değişik bir ışıltı geldi. Başını geriye atarak daha rahat bir şekilde oturdu koltukta. "Gördüm." Burun kıvırır gibi yaptı. "Eh, fena değiliz."


"Siktir oradan!" dedi Gökhan. Coşkulu sesi beni bile güldürüyordu. "Bu devranı elbet döndürecektik. Ben söylemiştim abi. Söylemiştim. Biliyordum. İki bölüme 11leri görmezsek kıçım açık Beşiktaş meydanda koşturacağım. O kadar diyorum ya."


"Kıçını açmak için bahane arıyormuşsun gibi geldi."


"Şort mevsimim geçip gidiyor olduğu için üzgünüm," dedi Gökhan. "Flamingolu gömleğimden Çisem nefret ediyor. Sadece onu giyip koştururum. Nasıl fikir lan? Dal taş..."


"Oğlum," diye böldü Ozan. "Az filtre tak o diline, angut seni."


"Amına koyayım senin ağzın benim bin katım lan!" Gökhan bir kahkaha attı. "Bir hatun falan mı var yanında yoksa? İhtimal de vermiyorum ama bozdun mu senin diyeti?"


"Boş yapma." 


"Oha, harbiden biri var yanında! Kim?" 


"Başka bir şey demeyeceksen kapatıyorum."


"Çok absürt bir tahminim var. Söyleyeyim mi?"


"Söyleme Gökhan."


"Oğlum, Oya mı lan?" Yüzümdeki sırıtış, ışık hızıyla silinirken Ozan'ın yüzüne de rahatsız bir ifade yerleşti. "Şaşırmayacağım tek kişi o olur. Ağzının içine düşüyor. Pas mı verdin sonunda?" 


Ozan, göz ucuyla bana baktığında yüzüme en sağlam maskemi geçirdim. Gözlerimi yüzünün her köşesinde gezdiriyor, bu konu hakkında onun ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordum fakat Ozan, Oya'nın ona abayı ciddi anlamda yaktığının farkında değildi bence. "Saçmalıyorsun."


"Tabii saçmalıyorum," dedi Gökhan. "Ada diye ölüyorsun, gözünün başkasını görme ihtimali yok. Şansımı denedim diyelim."


"Kapatıyorum."


"Dur," dedi Gökhan. "Ada'dan haberin var mı?" 


"Biraz daha adı dilinden düşmezse ağzım çok pis bozulacak, Gökhancığım."


"Abi, kızların arasında bir şeyler olmuş galiba." Onun sesini nadiren ciddi duyardınız. Bu, o nadir anlardan biriydi. "Çisem'in suratı beş karış sabahtan beri. Kendini işe boğdu. Kahve molası teklifimi reddetti. Kafasını kaldırmıyor. Bir şeylerin yolunda olmadığı belli."


"Bunların hangi kısmı beni ilgilendiriyor?"


"Mevzuyla ilgili bir fikrin var mı merak ettim," dedi Gökhan. "Çisem'i hiç böyle görmemiştim. Gözleri şiş gelmiş ajansa. Bu yüzden kafasını eğip çalışıyor. Ciddi bir şey belli ki. Kim bilir Ada kıza ne dedi..." 


Gülümsedim. Hatta bir kahkaha bile atabilirdim. Çevremdeki insanlarda bıraktığım izlenimler çok hoştu.


"Ne belli?" diye sordu Ozan, bana bakmadan. Telefonu daha sıkı kavradı. "Ne biliyorsun da böyle bir cümle kurdun sen şimdi?"


"Çünkü Ada son zamanlarda üzgün, Ozi." Gökhan duraksadı. "Bu da birilerine hayatı zehir edeceği anlamına geliyor. Tecrübeyle sabit. Sanırım bu seferki kurbanı Çisem olmuş. Neyse ki o benim oyuncum değil. Alkol komasından adam çıkarmakta üstüme yok da susan bir kadına nasıl müdahale edebileceğimi bilmiyorum."


"Seni sabahın köründe psikiyatrik analizlere iten şey nedir?" diye sordu Ozan. "Çisem'in ruh halinden daha başka sorunlarım var, Gökhan. Sana da kendi işlerinle ilgilenmeni tavsiye edeceğim ama kızıl bir kadın daha fazla ilgini çekiyor gibi."


"Arkadaşım o benim."


"Hıhı canım, öpüyorum. Annenlere çok selam..."


"Oz..."


"Tünele girdim."


"Lan Ozi!"


"Çekmiyor. Köpek balığı istilası."


"Tüneldeydin ya hani?"


"Köpekbalıklı bir tünel. Bay."


Telefonu yüzüne kapatırken eğlendiği apaçık ortadaydı. Benimse yüzümden düşen bin parçaydı. Gözleri beni bulduğunda gülüşü soldu. "Sorayım mı yoksa kendin mi anlatırsın?"


"Konuşacak bir şey yok."


"Tabii olmaz," dedi. "Ben yalvarmadıkça iki kelime etmiyorsun ki."


"Bir tartışmayı kafam götürecek durumda değil." 


"Var mı işin bugün?" diye sordu, uzatmak yerine. 


Bilmiyordum ki. Programımda bir şeyler olup olmadığından emin değildim. Replik ezberlemek için ayırdığım alandan ötürü planlarım için ekstra alan açmayı sevmezdim hafızamda. Çisem, benim yerime bunu yapardı. Hiçbir şey yazmamıştı. Sanırım gerçekten de her şey bitmişti. 


Bu beni içten tüketiyordu sanki. Fareler tarafından kemirilmiş kablolar gibiydi kalbimin çevresindeki damarlar. En değer verdiğim insanların sinirlendikleri anda bana yaptıkları buydu. Beni kontrol edememeye başladıklarında tutmaya çalışmak yerine parçalamayı tercih ediyorlardı. 


"Ada," dedi Ozan, dalıp gittiğimi fark edince. "Olay ne bilmiyorum ama onunla oturup konuşmalısın bence."


"Tek arkadaşım o olduğu için mi?" dedim acı bir gülümsemeyle. Bana böyle söylemişti Anbean'ın tanışma gecesinde. Hatırlamış olmalıydı. Gözlerinde bir şimşek çakıp söndü. "Neden şaşırıyorsun ki?" diye sordum. "Beni yalnızlığımla vurup duran sen değil misin? Dün bile bana kimsem kalmadığı için sana geldiğimi söylemiştin."


"Bu kapı, senin için her zaman açıktı," dedi Ozan. "Hiç kimsen olmadığını düşündüğün her gece, seni burada bekleyen bir adam vardı. Siktiğimin her gecesi, Ada. Yanında şu saatten sonra kimin olup kimin olmadığı umurumda değil. Ben buradayken kimseye ihtiyacın yok. Sadece üzüldüğünü gördüğüm için onunla konuşman gerektiğini düşündüm. Çünkü konuşmamak nelere mâl oluyor, bunu ikimiz de görüyoruz."


"Yaramı gösterdiğim insanların orayı kanatmak için hevesle beklediklerini fark ettiğimde, benim konuşasım hiç gelmiyor Ozan ya." 


Kendi söylediklerinin üzerine benimkileri duyunca az önceki bütün duygular kenara çekildi ve soğuk bir sesle "Kendin bilirsin," dedi. Biraz durdu. "Sigara yakacağım," diye haberdar etti sonra beni. 


Çakmağına uzanacağı sırada eline vurdum. "Aç aç içilmez."


"Yok." Paketini açtı. Onu kızgın bakışlarla yargılamaya devam ettim. Göz ucuyla bana baktı. Dik dik baktım. Sesli bir şekilde nefes vererek paketi kapattı ve sehpaya geri fırlattı. "Mutlu musun şimdi?" 


"Çok..." 


"Kahvaltı yapalım mı dışarıda?" Çekingen geldi gözüme. Sesi, normal tonundan daha kısık çıkmıştı. Ağız ucuyla sormuştu resmen. 


"Dışarıda birlikte görünmemiz..." 


"Tamam," diyerek kesti sözümü. "Yine en başa döndük." 


Benimle uğraşmak zorunda kalıyordu. Onu kendi evinde rahatsız ediyormuş gibi hissettiğim için gitmek istiyordum. Ama bir yanım, bu koltuğa resmen yapışmıştı. Gözümü ondan çekersem bir şeyleri batıracağından korkuyordum. Belki de yalnız kalmak istemediğim gibi onun da yalnız kalmasını istemiyordum. 


"Yoruyorum seni. Gideyim mi?" 


Gözlerini gözlerime sabitledi ve sabır çeker gibi derin bir nefes aldı. "Gitme, Ada." 


"Adımın daha fazla böyle olaylarla anılmasını istemiyorum," diye açıklamaya çalıştım kendimi. "Sizin aranızda seçim yapamadığımı falan yazan olmuş, annesinin kızı demişler bana. Ozan, her kafamıza eseni yapamayız. Böyle şeyleri umursamadığını biliyorum ama ismim hak etmediğim lekeleri taşısın istemiyorum. Aldatan kadın olmak, bunlardan biriydi. Üzerime yapıştırdılar ve tekrar tekrar bana aynı kıyafeti giydirmeye çalışıyorlar."


"Sadece bir kahvaltı teklifiydi." Alındığı çok barizdi. "Bunu duymaktan nefret edeceğini biliyorum ama o lekeyi kendi ellerinle kariyerine sen işledin. Sanırım biraz geç kaldın bunları düşünmek için." 


"Sana sorduğumda beni suçlamadığını söylüyorsun ama iki lafından birinde beni iğneleyip duruyorsun." 


"İçimizden geçen adamla oturup dizi çektin, o kadar da olsun." 


Yüzümdeki ifade donuklaştığında Ozan arkasına dayandı. Ben zaten öyle oturuyor olduğum için bana yaklaşmış oldu. Yanağını kanepeye yatırarak kirpiklerinin altından bana baktı. Parmakları, dizimin kenarında duran elime ulaştığında dokunuşunu aşinalıkla karşıladım. Parmaklarımla hafifçe oynamaya başladı. Konuyu buraya getirdiği için gerildiğimi fark etmişti. Başıma gelenleri ona zorlukla itiraf edebildikten sonra bunu ifade etmenin yersiz olduğunu da. 


Kalbim, pişmanlıkla hızlı hızlı çarpıyordu. "İyi misin?" diye sordu yumuşak bir sesle. 


"Hımhım."


"Ada, detayları anlatsana bana."


Ben de yanağımı onun gibi koltuğun dayanma kısmına yasladım. "Ne detayı?" 


Parmaklarımdan bileğime doğru akıttığı tüy gibi bir dokunuşla gevşediğimi hissettim. "Spesifik olarak evine geldiği günü," dedi. "Daha sonra onun arabasına binişini. Sonra da sana kurduğu cümlelerin hepsini."


"Duştan yeni çıkmıştım," diye başladım, bir anda. Başını hafifçe salladı. Yutkunduğunu fark ettim. "Çisem'in geldiğini düşünmüştüm. Kapıyı bornozla açmıştım Ozan. Ve sonra kapatmak istedim ama ayağını koydu araya. Kendimi çok tedirgin hissettim." 


"Kapatmayı denedin," dedi. "Ama kapatamadın." 


"İçeri girdi."


"İçeri girdi. Senin iznin olmadan." 


Başımı salladığımda gözleri anlayış doluydu. Bu noktada herkes ona bakıp kalbinin yüzüne yansıdığını söylerdi. Ama ben onu tanıyordum. O bir tiyatrocuydu. Seyircisine ne göstermek isterse onu en iyi şekilde gösterirdi.


"Anlatmak seni rahatlatıyor mu yoksa geriyor mu?" diye sordu, elimin üzerini yavaşça okşamaya devam ederek. "Sadece dinleyeceğim. Konuşmadan önce düşünmeye kalkma. Olayları ben sinirlenmeyeyim diye yumuşatma. Ne olduysa anlat bana." 


Göğsümdeki ağırlığı onunla bölüşme fikri, aklımı ele geçirdi. İsteğim büyüdü. Yapmamam gereken ne varsa yaptım ve ona karşı gerçekten şeffaf olmaya başladım. "İçeride senin olduğunu sanmıştı. Kapıdayken bana dedi ki... Beni içeri almayan sen onu... Tokat attığım için tamamlayamadı cümlesini." 


"Sikik herif. Haysiyetsiz yavşak." 


"Öyle işte."


"Dokundu mu sana? Sen ona vurduktan sonra... Herhangi bir şey..." Sinirinden cümle kuramadı. "Canını yaktı mı?" diye sordu en sonunda. 


"Belimi kavradı ama bu gözdağı gibi hissettirdi. Gücün onda olduğuna dair bir gövde gösterisiydi."


"Bir kez mi oldu bu? Daha sonra hiç evine geldi mi?"


Her şeyi öğrenmek istiyordu. Bu yalnızca içindeki ateşi harlıyordu ama kabul etmem gerekiyordu ki, gerçekten sakin kalmak için büyük bir çaba gösteriyordu. Benim tanıdığım Ozan, dün gece başımda kitap okuyup bugün benimle konuşmayı deneyecek biri değildi. Öğrenir öğrenmez harekete geçeceğini, onu asla tutamayacağımı zannetmiştim. Görmeyeli bazı şeyler değişmişti.


"Hayır," dedim. "Bir kere oldu." 


"O gün bir adam yüzünden panik atak geçirdiğini söylemiştin bana." Yüzü acıyla buruştu. "Böyle şeyler benim aklımın ucundan geçmedi Ada. Ben sana çok sinirliydim. Bütün bu süreç boyunca, bazen hâlâ..."


"Ve şu an da inanılmaz sinirlisin." 


"Hayır, çok sakinim." 


"Bu bir maske." 


Yüzünde mimik oynamadı. "Buna değmezdim," dedi. "Tüm bunlara değmezdim. Sana zarar verdiğini bilseydim onu mahvederdim." 


"Olan oldu." Gözlerinin içine baktım. "Buna değerdin, Ozan. Tüm bunlara değerdin."


Duymayı beklemediği cümlelerim onu gafil avladı. Ozan, gözlerini gözlerimden ayırmadı. Saniyeler geçti fakat zaman bizim için donmuş gibiydi. Kolunu koltuğun yaslanma yerine atarak hafifçe doğruldu ve sonra yüzüme doğru eğildi. "Gözyaşına değecek hiçbir şey yok," dedi. "Seni üzecek, ataklarını tetikleyecek, tırnağının ucuna zarar verecek her ne varsa yok edilmeli dünyadan. Uğruna canının yanmasına izin verdiğin kariyerim de buna dahil." 


"Gözünü karartabileceğin bir yerde değilsin." Duvara konuştuğumu biliyordum ama yine de kendimi yoruyordum. "İyi başladık. İyi devam etsin. Senin de hayatında bir şeyler yolunda gitsin artık, değil mi? Öyle söyledin."


"Önce sen iyi ol," dedi. "Sonrası sonra." 


Gözlerim dudaklarına kaydı. Söylediklerini sindirmeyi denedim. Bu sıralar üzerinde uzun süre takılı kalacağım çok fazla şey söylemeye başlamıştı.


Dün geceki öpücüğün üzerine konuşmadığımız için kendimi tuhaf hissettim. Dudakları, uzansam değebileceğim kadar yakındı bana. Kafam karman çormandı. Sesler susmuyordu. Onları susturabilecek, fırtınayı dindirebilecek bir yol biliyordum. Onu öpmeyi aklımdan geçirdiğime inanamıyordum. Bunu hep o başlatmıştı. Pes etmek bana yakışmazdı. Bu yüzden kendimi durmaya zorluyordum. 


"Birkaç işim var," dedi, hâlâ aynı mesafedeyken. "İstersen burada kal. Akşam dönerim." 


"Neymiş işin?" 


Kaşlarını kaldırdı. "Hesap vermem gereken bir şey değil."


"Hiçbir yere gitmiyorsun." Dışarı çıktığı an soluğu nerede alacağını biliyordum. Böyle bir konuşmanın ortasından böyle sıyrılmayı denemesi ve benim anlamamamı beklemesi komikti. Ozan, beni hiçbir koşulda şu an tek bırakmazdı. Tabii eğer problemimi çözmeye gitmeyecekse... 


Öfkeyle güldü. "Bu mevzuyu ben halledeceğim. Kafana daha fazla takma."


"Ozan."


"Bir daha onunla uğraşmana gerek kalmayacağından emin olacağım." 


Ona bağırmak yerine elimi tişörtünün yakasına götürdüm. Dikkatini bana versin diye yakasını çekiştirip bıraktım. "Ozan..."


"Durdur durdurabiliyorsan." 


Kalkmak için koltuktan destek alacağı sırada elimi ensesine sarıp yüzünü kendime çektim. Hızlı hareketimden sonra dudaklarımızın arasında yarım nefeslik boşluk kaldı. Ozan'ın sert soluğu yüzüme çarptı. "Ada," diye fısıldadı, uyarırcasına. Gözlerim kapanmıştı. Tırnaklarımı ensesine sürttüm. 


"Gitme," diye fısıldadım.


"Durdur," dedi nefes nefese. 


Dudaklarına yavaşça temas ettim fakat Ozan, dudaklarını araladığında geri çekildim. "Hiçbir yere gitmeyeceksin." Ensesindeki saçları kavradım. "Anladın mı beni?"


Ozan başını geriye yatırdı ve bana alttan bir bakış attı. Yarı aralık gözleriyle üzerinde kurduğum hakimiyeti kabullenmişti. Başını bir kez sallarken yutkunuşunun sesini duydum. "Beni zorlama," dedi. Sesindeki ikaz, saçlarını daha sert kavramama sebep olunca gözlerinde bir yangın alevlendi. 


Belimi kavrayacakken elini iterek onu durdurdum. İstediği teması sağlayamadığı için sinirlendi. Dudaklarım iki yana kıvrıldı. "Bana dokunabileceğini söylemedim," dedim. Ona biraz daha yaklaştığımda odağı dudaklarıma kaydı. "Beni öpebileceğini de söylemedim," diye devam ettim.


"Amacın siktiğimin dikkatini dağıtmaksa, bunu başardın. Geri çekil Ada." 


"Çekilmezsem ne olur?" 


"Siktir," dedi. "Öpeceksen öp, delirtme beni." 


"Ve delirirsen ne olur?" 


"İnatla girmekten kaçındığın yatağımda, beni içine girerken bulursun. Olacak olan bu." 


Beni terleten cümlelerine bir karşılık vermek için dudaklarımı araladığımda "Gözlerin," dedi alakasızca. Sesi arzudan kaynaklanan o boğuk tondan hayran bir tona kaymıştı anında. "O kadar güzel ki gözlerin. Sadece bana bak istiyorum bazen."


Dudaklarımı ıslattım. "Bazen mi?"


"Her zaman." 


"Hâlâ mı?" 


"Hep," dedi. "Bugün, yarın, sonsuza kadar. Sonum senin gözlerine kadar." 


Bu çekimden kaçamıyordum. Bu çekimi artık ben de yaratıyordum. Ona temas etmek için fırsat kolluyordum. Benim fiziksel temaslarım, onun kalbimi hedef almasıyla bitiyordu. Diliyle ruhumu kandırıyordu. Her yaramı aşındırıyor, hislerimi kanırtıyordu. 


Yine de gardımı kuşanmak, teslim olmaktan daha kolay geliyordu.


Ama şu an tek istediğim dudaklarına kavuşmaktı. Yeniden. Bir kere daha. Onu bu kadar istemek gerçek anlamda canımı acıtıyordu. 


"Bu kadar düşünme." 


"Bir hataymış gibi hissettiriyor."


"Beni öpmek mi?" 


"Biz, Ozan. Çok yanlışız." 


"Siktir et. Doğru olmak elime hiçbir şey geçirmedi." 


Kesik bir nefes bıraktığımda gözleri kapandı. Elim, hâlâ saçlarının arasındaydı ve bu teması özümsemek ister gibi başını elime doğru yatırdı. "Seni sistemimden atmak için ne yapmam gerektiğini bilmiyorum," diye itiraf ettim. "Çoktan atmış olmam gerekiyordu. Bunu yapabildiğimi sanıyordum."


"Denedin, değil mi?" 


Bunu sormaya hakkı olmadığını biliyordu. Biz ayrılalı neredeyse iki yıl olmuştu. Ortada ikimizi bağlayan hiçbir şey kalmamıştı. O, benden de hızlı davranmıştı üstelik. Laf söylemeye hakkı yoktu. 


"Ben senin kürkçü dükkânın olmak istemiyorum Ada." 


"Tilki dönüp dolaşıp geri gelmedi," dedim. "Tilki, buraya zorla itildi ama yine de iliğini kemiğini kurutan dükkân için kürkünden vazgeçti." 


Ozan'ın dudakları daha fazla sabredemiyormuş gibi benimkilere değdi. 


Bir saniye sonra dudaklarımı aralamamı sağlayarak beni tamamen sahiplendi. Öpücüğü derinleştirirken elini belime yasladı. Ensesini sardığım için onu üzerime doğru çektim. Bana doğru yüklendikçe ise geriye gittim. Sırtım koltuğun yüzeyiyle buluştuğunda Ozan, dişleriyle alt dudağımı çekiştirdi. 


Omzunu kavradım. Elim şişkinleşen kol kasına doğru kaydı. Ozan, saç örgümü koltuğa itti ve sonra elini yanağıma yerleştirdi. Başımı koltuktan bu sayede kaldırıp dudaklarıma bir kez daha yapıştı. Bacağını bedenimin yanına ne ara attığını bilmiyordum fakat beni altına almıştı. Koltuktan destek almasa boylu boyunca üzerime uzanırdı. 


"Çok istiyorum," dedi. "Durduramıyorum." Temasları çeneme indiğinde orada dişlerini de hissetmeyi beklemiyordum. Yavaşça boynuma kaydırdı öpücüklerini. "Çok," dedi ve dudaklarının arasında kayboldu tenim. "Çok deniyorum, yemin ederim. Ama seni düşünmeden uyuyamıyorum." Cümlelerine noktayı dudaklarını boynuma bastırarak koyuyordu. "Bana mecbur ol istiyorum. Benim seni istediğim kadar beni istemeni... Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Yine de istiyorum." 


"Ozan..." Kendini bana yasladığında neredeyse inleyecektim. Aniden ağırlığını biraz daha bıraktı üzerime. Yavaşça sürtündü bedenlerimiz. Sert karnı, karnımın üzerinde gidip geldiğinde tüm kaslarım uyarıldı. 


"Bebeğim." 


Onu daha fazla hissetmemi sağladığında ellerim tişörtünün altına gitti. Teninin sıcaklığı beni delirtirken "Böyle söyleme," dedim.


"Neyi söylemeyeyim?" 


Aklı tamamen uçmuştu. Alnını alnıma bastırarak kendini zorlukla durdurdu. Bu sırada ben de tişörtünü avuçladım. "Bebeğim deme." 


"Bundan hoşlanmadığın için mi yoksa gereğinden fazla hoşlandığın için mi?" 


İmalı bir şekilde güldü. Kalbimin duracağını zannettim. "Ozan."


"Seni bu kadar tanımak işkence gibi." 


Elim saçlarının arasındayken "Neden?" diye sordum. Avucunu başımın yanından koltuğa bastırarak kendini dengede tutuyordu. Bicepsinin kıvrımı bütün odağımı kendisine çekiyordu. Onu bıraktığımda bu kadar kaslı bir adam değildi. Ve ondaki bu değişikliklerin tadını çıkartamamış olmak, içime dert oluyordu. 


"Çünkü adımı tonlayışından bile bin tane anlam çıkarıyorum. Az önceki dokun bana Ozan demekti mesela."


 "Yanlış anlamışsın."


Ensesinde dolaşan elimin bileğini kavrayıp sertçe koltuğa bastırdı. "Kızım, altımdasın. Neyi inkâr ediyorsun hâlâ?"


"Ben mi girdim altına?" diye çenemi kaldırdım. "Sen aldın beni altına. Ben uslu uslu oturuyordum." 


"Öp beni der gibi bakıyordun." 


"Sen her şeyi algılamak istediğin gibi algılıyorsun bence." 


Ozan, ne kadar sert olduğunu kanıtlamak ister gibi üzerime bir kez daha yüklendiğinde dudaklarımdan utanç verici bir inleme çıktı. Kendime küfretmek istedim. Dilimi ısırdım sertçe. Kaşlarını kaldırarak güldü. "Gördün mü?" dedi. "En azından bunun karşılıklı bir istek olduğu konusunda eminiz artık."


Biriyle birlikte olmayalı çok uzun zaman olmuştu. Ozan yeniden karşıma çıktığından bu yana, başka birinin düşüncesi bile geçmemişti aklımdan. Bu korkunçtu ve ben yeni farkına varıyordum. Aylardır yalnızca onun küçük temaslarıyla idare ediyordum.


"Bir an gelecek ve biz her şeyi yeniden mahvedeceğiz," dedim alçak bir sesle. "O an böyle bir ansa diye çok korkuyorum Ozan."


Yanağımı yavaşça okşadı ve gözlerini gözlerime dikti. "Neyden korkuyorsun tam olarak?"


"Aramızdakilerden," dedim. "Olanlardan, olabileceklerden. Bu aralar biraz da kendimden. Mentalim hiç iyi değil." 


"Duygusal boşluk," dedi geri çekilirken. "Harika. Ben de bundan faydalanan adam olacağım. Sevişeceğiz, uyuyacağız, uyandığımda seni bulamayacağım. Gözümü kapatacak kadar bile güvenemeyeceğim sana çünkü beni bırakıp gideceksin aklına ilk estiğinde. Bu yüzden tek gece diyip duruyorsun. Bağlanmak istemiyorsun."


"Aklının çalıştığı zamanlarda sen de istemiyorsun," dedim. "İkinci şans diye bir şey yok Ozan. Birbirimizi geri istemiyoruz da zaten. Muhtemelen öyle olmadığını iddia edeceksin ama sana bunun tersini kanıtlayabilirim. Günün sonunda ben evime yalnız döneceğim. Sen de aradığın huzuru sessizlikte bulacaksın, yine. Böylesi daha iyi. Beklentiler işin içine girince konuşmayı bile beceremiyoruz biz. Bu aralar senden başka konuşacak kimsem yok benim. Bunu kaybetmeye şu an hazır değilim." 


"Beni gerçekten yoruyorsun." 


Gülümsedim. "Evet, bunu defalarca kez söyledin. Yorulmaman için daha ne yapabilirim bilmiyorum. Baştan anlatıyorum işte, uyarıyorum seni ama sen sadece kulaklarını kapatıyorsun."


"Duymak istediklerimi söylemiyorsun." 


"Hiçbir zaman duymak istediklerini söyleyecek bir kadın olmadım." 


"Yine de sesin için ölürdüm." 


Yüz ifademi sabit tutmakta zorlandım. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve gözlerimi yere çevirdim. Ozan'ın tıpkı sesi gibi omuzları da gerildi. "Benim kafamı allak bullak etme," dedi. "Yalnız kaldığında bir yara bandı olarak kullanıp sonra ilk gördüğün çöpe fırlatma beni. Yeterince değersiz hissettim Ada. İnan bana hissettim." 


"Öyle değil..."


"Tüm bunlara değeceğimi de söyleme o zaman. Seninle mi savaşayım senin için mi savaşayım ne yapacağımı şaşırdım. Bir öylesin bir böyle." 


"Sen de çok tutarlı bir adam sayılmazsın. Suçu bana atmak kolayına geliyor sadece."


"Belki de haklısın," dedi. Bir an yerin yarılacağından, yıldızların üzerime yağacağından korktum. Ozan bana haklı olabileceğimi söylemişti. Bu kesinlikle bir kıyamet alameti olmalıydı. "Her neyse. Bir şeyler yemek ister misin yoksa beni yerken doydun mu?" 


"Sen kendinin neler yaptığının hiç farkında değilsin!" Sitemle çıkan sesime gülmeye başladı. Ruh hallerimiz bir hız treni gibi dalgalanarak ilerliyordu. Eskisi gibi olmayalım diye yaşanan olayları o kadar hızlı yok sayıyorduk ki aklım bana bir oyun oynuyormuş gibi hissediyordum artık. 


"Ben ikimizin de ne istediğinin gayet farkındayım," dedi. "Sadece pes etmeni bekliyorum."


"Aklın fikrin hep başka yerlerde."


"Aklımı alıp oraya sen koydun ya az önce." 


Bir cevap bulamadığım için burnumu kırıştırıp dil çıkarttım. Ansızın içimden gelen, çocukça bir tepkiydi.


Ozan burnumu işaret ve orta parmağının arasına sıkıştırıp bıraktı. "Böyle şeyler yapma," dedi. "Isırırsam görürsün gününü."


"Git de karnımı doyuracak bir şeyler bul bana ya. Misafirperverliğine puanım sıfır."


"Gece tabak tabak makarna gömerken öyle demiyordun ama."


Böyle bir amacının olmadığını biliyordum ama kendimi çok suçlu hissettim. Gözlerim, karnıma kaydı. Son zamanlarda kendime pek dikkat etmiyor gibiydim. Formumu korumak için hiçbir şey yapmıyordum. Yağ oranım ne durumdaydı acaba? Gece kaç kalori aldığımı hesaplamak bile istemiyordum. Bir de yedikten hemen sonra uyumuştum. Annem duysa bir süre yüzüme bakmazdı.


Gerçi zaten baktığı yoktu. 


Eskaza gözleri bana değerse de dikkatini çeken şey yanaklarımın büyüklüğü ya da yüzüme yakışmayan makyajım falan oluyordu. 


Az önce karnımda Ozan yüzünden beliren o tatlı sancı, yerini şiddetli bir krampa bıraktı. Yediklerimin ağzıma geldiğini hissettim ve gözlerim, refleksle lavabonun kapısına kaydı. 


Ozan, uzayan sessizliğime anlam verememişti. Verdiğinde ise sanki kafasını duvara toslamış gibi kalakaldı. 


Annem ben sıkıntılı bir ergenlikle mücadele ederken bütün o sıkıntıların sebebi değilmiş gibi bir de lokmalarımı sayardı. Küçücük porsiyonlarımı bile yargılayıcı bakışlarıyla süzerdi. Kendimi çok kötü hissederdim. Dünya üzerindeki en şekilci insandı ve bana bunu sürekli aşılardı. 


"Lavaboya gütmeliyim." Hayır, hayır. Hayır. Lütfen yine olmasın. Bir kere olursa hep olur. Dün dakikalar içinde boşalttığım makarna kasesine bulaşan yağ miktarı, gözlerimin önüne geldiğinde midem yeniden çalkalandı. 


"Ada," dedi Ozan, ben kalkacakken bileğimi kavrayarak. 


Elimi ağzıma bastırmadan önce "Kusmam gerekiyor," demek zorunda kaldım. 


"Hayır," dedi yavaşça. Bileğimi ondan kurtarmak istedim. Bir anda kusacak olsam geri çekilecek gibi durmuyordu. Bileğimi hâlâ tutuyor, gitmeme izin vermiyordu. "Hayır, kusman gerekmiyor." 


"Sanırım dünkü şarap çarptı. O yüzden birden böyle oldu midem..." 


"Beni kandırmaya çalışmaktan vazgeç." 


"Çok mu yedim?" 


"Yavrum," dediğinde kendinden nefret ettiğini hissettim. "Öyle bir şeyi kasteder miyim? Takılıyordum sadece. Yediklerini saymıyordum. Normal bir porsiyondu işte." 


"Mideme kelepçe falan mı taktırsam? Herkes mutlu olur böylece." 


"Ada," dedi bu defa kızarak. 


"Kucağına çıktığımda sana ağır geldim, değil mi? Galiba kilo aldım biraz. Yine hepsi yanaklarıma gitti kesin." 


"Şşh," dedi ilgimi kendisine çekmek isteyerek. Çünkü panikle konuşmaya başlamıştım ve bunu fark etmişti. "Ağır gelmedin bana. Fiziksel olarak değil. Yanakların çok güzel. Yüzün de öyle. Kilo almadın bence. Alsan da sorun değil." 


Kendimi daha iyi hissetmeme yardımcı olmuyordu. "Sorun bu arada."


"Seni annenden uzak tutmak için bile olsa yanında olmalıydım," dedi. "Resmen zihnine sızdığı her yeri özenle çürütüyor. Her şey yolunda, anlaştık mı? Hiçbir sorun yok." 


"Kusmalıyım." 


"Hayır," dedi gözlerimdeki tereddütü gördüğünde. "Yapma bunu lütfen. Bu düşünceler sana çok zarar veriyor, biliyorsun. Ada, bunu bir profesyonelle konuşuyor musun?"


Kendimi çok rahatsız hissettim. "Destek alıyorum."


"Aldığını biliyorum. Ama özellikle bu durum hakkında konuşuyor musun?" 


Çok iyi tanıyordu beni. Herkesten iyi. En yakınımdı. En yakınımı kaybetmiştim ve bıraktığı boşlukla yaşıyordum. Artık yapbozumun eksik parçası değildi. Hem o değişmişti hem de ben köşeleri onun yeniden uyamayacağı şekilde törpülemiştim. Geri geldiğinde öylece yerleşebilsin istememiştim. 


Fakat şimdi kapıyı bir kez daha zorluyordu ve oradaki eksiklik, Ozan'ın varlığının farkındalığıyla resmen sızlıyordu. Hayalet ağrılar yaşıyordum. Sanki kaybettiğim bir uzvun sızılarını çekiyordum.


"Bu konuyu kapatabilir miyiz?"


"Huzursuz oluyorum," dedi. "Sağlığınla ilgili sıkıntılar olduğu ortada. Panik ataklar da mide bulantıların da psikolojik. Yardım alarak aşamayacağın şeyler değiller, değil mi? Ama sen bundan da kaçıyorsun. Çünkü yüzde doksan ihtimalle psikiyatristine gerekenden fazla şey anlattığını falan hissediyorsundur ve onun yanında da eskisi gibi rahat olamamaya başlamışsındır." 


Tırnaklarımın kenarlarıyla oynamaya başladığımın farkında değildim ama Ozan öyleydi. Elime dokunduğunda durdum. Daralarak dizimi sallamaya başladım bu sefer de. Sabit duramayacak kadar köşeye sıkışmıştım. Önünde çırılçıplak kalmıştım. 


"Yeni biriyle konuşmak ister misin? Birkaç kişi tanıyorum." 


"Daha fazla tavsiye istemiyorum." 


"Ben de kusacağın anın gelmesini beklemek istemiyorum çünkü bir kere olursa hep olacağını düşüneceksin. Bu, şu an müdahale edilmesi gereken bir şey. İşi gücü bana siktirtme, kendini geciktirme Ada. Öncelik sensin." 


"Bu beni utandırıyor," dedim cılız bir sesle. 


Korkunçtu. 


Bunu ona itiraf edebilmem çok kötüydü. 


Kendime bile edememiştim daha. Öylece söküp almıştı ağzımdan. Çok kolay çözülüyordum ona. Neden böyle oluyordu? Ağzımın payını ne zaman alacaktım? Daha dün Çisem, ona gösterdiğim yaradan vurmamış mıydı beni? Ozan da bunu yapmıyor muydu sanki? Gerçek bir geri zekâlıydım. Yok olmak istiyordum. 


Arkamdaki yastığı kucağıma çektim ve köşeleriyle oynamaya başladım. Gözlerimi Ozan'dan ayırmıştım. Nefes almaya çalışıyordum, bu sayede paniğimi üzerimden atabilirdim.


"Ne?" dedi kadife gibi bir sesle. İki yaşında bir çocuğa yaklaşır gibi, korkutmaktan kaçınarak biraz daha yaklaştı bana. "Neden utanıyorsun?" 


"Kusurlarımı görme," dedim. Yastığın köşelerini daha sert çekiştirdim. Sesimin güçsüzleşmesi hiç hoşuma gitmiyordu. Duvarlarımı kırmıştı ve ben onları tamir etmeyi bilmiyordum. Sadece daha yüksek örmeyi biliyordum. 


"Kimse görmesin. Yemek yedikten sonra suçlu hissetmek çok saçma. Ben Ada Göktan'ım. Bunu birine anlatamam. Anne sorunları mı? Hadi ya. Aldığın paraya bak derler adama. Estetik operasyonu içeren kâbuslar gördüğümden mi bahsedeceğim gidip? Aynaya bakıyorum ve yüzüm yamuluyor. Ya öyle olursa? Yanlış işlemler, korkunç sonuçlar doğuruyor. Bundan korkmasam kaç ameliyat olurdum acaba bugüne kadar? On dördümde başlardım muhtemelen." 


"O kadar aklım almıyor ki," dedi hayretle. "Senden daha güzel hiç kimseyi tanımadım. Nasıl böyle düşünüyorsun inanamıyorum gerçekten." 


"Güzel olmadığımı düşünmüyorum ki Ozan. Ben güzel bir kadınım. Dönüp tekrar bakarsın. Herkes bakar. Bu yüzden buradayım. Ama sevmediğim şeyler var işte. İnsanlara göstermemek konusunda iyiyim sadece. Bir başkası yanaklarım hakkında konuşsa onları çok seviyor gibi davranırım. Koz vermem kimseye. Kendimle barışık rolünü öyle iyi oynadım ki herkes beni egoist olarak tanıyor." 


"Konudan bağımsız, egon olduğu gayet doğru," dedi. Sonra tatlı bir şekilde gülümsedi. "Hak edilmiş bir ego amına koyayım," diye devam etti. "Her şeyde en iyisi olan biri mütevazı olmasa da olur ya. Yakışır yani. Şanındandır o kadarı. Takıl kafana göre." 


Beni güldürmeye çalışıyordu. Bunu başardı. Utangaç bir gülümseme yerleşti dudaklarıma. İlk defa iltifat alıyor gibi ısındı yanaklarım. 


"Günün sonunda beni güzel olduğum için seviyorlar. Aslında, herkesi öyle," dedim. "Düştüğünü gösterme, daha çok maske tak ve asla kambur durma. Bu seni vurmak istemelerine neden olacak. Kurallar bunlar. Kimse mide bulantılarıyla yaşadığımı, komodinimdeki antidepresanları ya da geçirdiğim atakları bilmeyecek. O gün hangi ruju sürdüğüm, dudaklarımın arasından çıkacaklardan daha önemli." 


"Bazen sen konuşurken araya Sevilay Kayalar giriyor ve bundan hiç hoşlanmıyorum, Ada."


Tüylerim diken diken oldu çünkü bu doğruydu. Cümlelerimin altında onun imzasını taşıyordum. Bazen bazı şeyleri bu yüzden batırıyordum fakat bazen, onun kızı olmanın bana neler kattığıyla yüzleşiyordum. Kurallar katı ve korkunç olabilirdi ama işe yaramadığı tek bir an olmamıştı. Kamera önündeki Ada Göktan'ı göklere çıkartıyordu, bu yüzden dört duvarın arasındakini ne yaptığı ikinci plana atılabilirdi. Bunu da bana annem öğretmişti. 


"Birileriyle konuşmalısın," dedi. "Yardım istemekten korkmamalı ya da utanmamalısın. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum bunu. Sorunlarını kusurların saymayı bırakman gerekiyor." 


"İdare edebilirim."


"Belli ki edemiyorsun," dedi. "Bu çok normal. Çok insani. Özellikle bizim gibi her saniye göz önünde olan insanlar için başkalarının düşüncelerine takılıp kalmak gayet anlaşılabilir. Ama bunlar, aynı zamanda atlatılabilir de. Kendinle barışmak için bir adım atmak, kendinle barışık rolü oynamaktan çok daha kolay." 


"Sana son zamanlarda biraz fazla dert yakındım." 


"Bunu bir sorun olarak görmüyorum." 


"Ben görüyorum."


"Bence görmemelisin," dedi rahatça. "En son ne zaman bu kadar uzun iletişim kurabildik? Değişiyor ve gelişiyoruz."


Tavrı yüzünden dudaklarım yine iki yana kıvrıldı. "Bir şey soracağım." 


"Yolla." 


"Gerçekten benden daha güzel hiç kimseyi tanımadın mı?" 


Ozan, dakikalar sonra ilk kez gerçekten keyifli göründü. Attığı kahkaha, yüzünü apaydınlık gösterdi. "Şüphen mi vardı?" 


"Yanından mankenler geçti," dedim. "Çevremiz, güzel insanlarla dolu. İnandırıcılığını kolaylıkla yitirebilecek bir cümle bu." 


"Ada, senin güzel olduğuna ikna olabilmek için benden duymaya mı ihtiyacın var?" Yanıma biraz daha yanaştığında yeniden kısalan mesafemiz, beni afallattı. "Acaba... Sana dünyadaki en güzel şey olduğunu fısıldadığım zamanları özlemiş olabilir misin?" 


Ensemdeki tüylerin ürperdiğini hissettim. Gözlerimi muziplikle parıldayan bakışlarından ayırmadım. "Ona fısıldamak denmiyor yalnız."


"Hım..." diye mırıldandı ve aklımı karıncalandırdı. "Ne deniyor?" 


"Aklını kaybetmekten ne söylediğini bilememek," dedim. "Muhtaçlıkla inlemek. Kafayı yemek. Kükremek. O tarz şeyler." 


Gülmeye başladı. "Kükremek mi?" 


"Bir kitapta okumuştum. Bence de komikti." 


Burnumun ucuna bir fiske vurdu. "Sen nasıl kitaplar okuyorsun öyle?"


Aniden gözlerimi kocaman açınca Ozan, doğru yere parmak basmış olmanın getirdiği zevkten dört köşe oldu. "Ben de okuyayım şu kitapları. Önerin varsa beklerim." 


Başıma ne geldiyse karşı tarafın başına daha fazlasını getirirdim. Utanmış mıydım? O zaman onu utandırmanın bir yolunu bulmalıydım. 


"Öneriye ihtiyacın yok," dedim göz kırparak.


"Sen bu sınırları zorluyorsun ya böyle, arada hiç sana söylediğim şeyleri hatırlıyor musun? Tekrar uyarı geçmem gerekecek mi yoksa?" 


Sınırlarımı sikersen pis bir adam olurum. 


Oluyordu. Bir kapıyı aralık görürse onu duvara çarpmakta üstüne yoktu. Önce bir nabız yokluyor, sonra beni kendisiyle tekrar tekrar tanıştırıyordu. Yalnızca onunla deneyimlediğim bir sürü şey vardı. Kendimi tam anlamıyla teslim edebildiğim tek kişiydi. O da bunu bilirdi ve ona göre hareket ederdi. 


Bayağı bir hareket ederdi. 


Gözümün önü karardı ve zihnimin kıyılarından bir sahne parladı. 


Direksiyon başındayken onu delirtmemem için beni uyarmıştı ama onunla uğraşmak o kadar zevkliydi ki bunu yine de yapmıştım. Yoldaydık. Eve kadar bile dayanamamıştık. Porsche'umun arka koltuğuna bir emirle geçirilmiş, başka bir emirle eteğimi onun için sıyırmıştım. Dilinde hiç sansür yoktu o gün. Bir başkasının bir başkasına söylediğini duysam bir hafta insan içine çıkmak istemeyeceğim cümleleri, yüksek sesli inlemelerle karşılamıştım. 


"Bize birilerinin sağlam bir uyarı geçmesi gerek," dedim zorlukla silkelenebildiğimde. "Sınırları bu aralar ikimiz de iyi göremiyor gibiyiz." 


"Hangisi geldi aklına?" diye sordu, kısık bir sesle. Onun da aklında bir sahne belirmişti belli ki. Aynı olup olmadığını merak ediyordu. 


"Bunlar..."


"Hangisi Ada?" 


"Arabamın arka koltuğu." Alt dudağını ısırarak keyifle gülümsedi. Sertçe yutkundum. "Senin?" 


"Duş," dedi yalnızca. 


"Hangi duş?" 


Çok duş vardı. Bu muhabbetin gideceği yerleri kestirememekle birlikte, bu muhabbete nereden girdiğimizi de hiç kestiremiyordum. Oldu olacak Tiktok filtresi gibi ilk onumuzu falan da sıralasaydık. 


"Sen de haklısın." Ne kadar eğlendiğini asla saklayamıyordu. "Yataktan çok duş vardır belki de." 


"Ozan!" 


"Yatak daha mı çoktur diyorsun? Bence de öyledir. Mübalağa yapmıştım." 


Resmen alev almak üzereydim. Minicik bir temasta bile bulunmadan, yalnızca o ses tonu ve kelimeleriyle beni soktuğu hal akıl sınırlarının dışındaydı. 


"Ne konuşuyoruz biz?" 


"Seviştiğimiz yerleri," dedi utanmadan. 


Çok saçma bir şey yaptım. 


Elimi dudaklarının üzerine vurdum. 


Çocuğunun ağzından küfür duyan bir annenin hareketi olabilecek bu hareket, Ozan'ı gülme krizine soktu. Öyle ki elini karnına koymuş, başını koltuğa yaslamış, yanıbaşımda kahkahalara boğulmuştu.


"Ağzıma acı biber de sürecek misin yoksa aklında başka bir şeyler mi var?"


"Çok cıvıttın. Çok. Hiç ayarın yok. Freni patlamış kamyon." 


"Karnım ağrıdı gülmekten." 


"Kamyon tekerleği," dedim öfkeyle. "Balataları sıyırmış traktör." 


"Arabanın arka koltuğu," dedi. "Çok iyisin Ozan. Devam et Ozan."


"Ozan!" Bu kez omzunu sertçe itmiştim. Hacıyatmaz gibi geri geldi. "Sen ne kadar edepsiz, ahlaksız, arsız bir adamsın."


"Ne güzel işte. Tam istediğin gibi." 


Dudaklarımı birbirine bastırarak geri çekildiğimde daha fazla gülmeye başladı. Onu böyle güldürmeyi özlediğimi fark etmek, canımın acımasına sebep oldu ama içten bir şekilde güldüğünde gözlerinin kenarında beliren çizgileri görmek, beni mutlu da etti. 


"Sen var ya," dedim gülerek. "Deliriyorsun benim için." 


Ozan, birden gülmeyi bıraktı. Dalga geçerek söylemiştim aslında. Bana imalar yapıp durduğu için öyle demiştim. Gürültülü bir biçimde boğazını temizleyip benden uzaklaştı ve gözü direkt olarak sehpadaki sigara paketine takıldı. Midemi bulandırmak istemediği için bunu yapmadı ama şartlar normal olsaydı anında bir dal yakardı. 


"Şimdi," dedi boğuk bir sesle. "Bir şeyler yemek istemediğine emin misin? Omlet yapabilirim istersen." 


"İstemiyorum," dedim. "Teşekkür ederim." 


Kaşlarını kaldırdı. "Peki madem. Zorlama yok. Bu piç herifle ilgili mevzuyu nasıl çözüyoruz, onu konuşalım mı?" 


"Sen duruyorsun, ben çözüyorum. Bu şekilde." 


"Olmaz öyle." Başını iki yana salladı. "Gökhan'la Çisem'i davet etmeme ne dersin? İşin içinden onlarla birlikte daha çabuk çıkarız gibi geliyor. Eski günlerdeki gibi."


"Çisem'le konuşmuyoruz," dediğimde Ozan, "Ama bilmiyor," dedi. "Bilse seni bu durumda asla tek başına bırakacak bir kız değil Çisem. Ve cin biridir, sen daha iyi tanıyorsun zaten. Nasıl bir yol izlememiz gerektiğini danışabiliriz ikisine." 


Mantık çerçevesinde konuşmasına hayret ediyordum. Acaba kaç dakika daha böyle medeni kalacaktı? Beklediğimden daha iyi bir performans gösteriyordu. 


"Tek başıma daha iyiyim," dedim çenemi kaldırarak. 


"Ben buradayım," diye hatırlattı Ozan. "Ve eğer iznin olursa, Çisem'i katmayacaksak bile bu konuyu Gökhan'la konuşmak istiyorum. Elli yerden red yedik son birkaç haftada. Bütün işbirliklerimiz iptal oldu, yoluma abuk sabuk taşlar kondu. Adama sebebini söylersem o da ona göre hareket eder. Bunlar tabii ki sonraki mevzular ama o bize yardımcı olur, Ada. Gökhan'ı bilirsin. İşinde iyidir."


Göğsümde minik bir acı hissettim. Sonraki mevzular diyordu ama farkında olmasa da önceliği bunlardı. Ozan, tüm bunların arkasında Yiğit olduğu için içten içe rahatlamıştı. Kötü gidişatını düzeltebilmek için Yiğit'i bitirme umuduna tutunuyordu.


"Gökhan'a söylediğinde seni doldurmaya başlayacak," dedim. "Ada bunu daha önce söyleseydi hiçbir şey böyle olmazdı diyecek. Ve zamanla onu haklı bulacaksın." 


"Kendi düşüncelerini başkalarına yıkıyorsun," dedi. "Bu konuyla ilgili suçluluk duyuyorsun ama başkaları seni suçlamaya başladığında hazırlıklı olman için gardını kuşanman gerekiyor. Sana demiştim. Kolun kopsa keşke dikiş bilseydim diye ağlarsın sen. Yardım istemekten bu kadar korkma. Kim ne diyecekse de desin. Ben ağızlarının payını veriririm. Sadece bu olayı sen daha fazla zarar görmeden atlatalım, tamam mı? Basına mı açıklarız, bir programda mı söyleriz, nasıl daha iyi olur bilmiyorum. Ben ince iş adamı değilim, hesap kitap yapamam. Gökhan bilir ıvır zıvır işlerini. Bu yüzden ona danışmak istiyorum." 


"Birlikte çıktığımız bir programda bir şeylerden bahsedebiliriz belki. Üzeri kapalı konuşurum, herkes şüphelenir. Tek seferde kimse Yiğit'in bir tacizci olduğuna inanmak istemez. Alıştırarak empoze etmek gerek. Beni aldattığı palavrasını da sürdürmeliyim çünkü çıkıp ilişkimiz PR'dan ibaretti dersem bu kez de bana duyulan güveni kaybetme ihtimalim var. Her hamle benim için çok önemli. Bu yüzden fevri davranmanı istemiyorum. Gökhan'la konuşabilirsin ama ben ortamdayken değil, anlaştık mı? Bu fikrimden bahset. Ali Aydemir'i ben ararım. Haftasonu bir planın var mı? Pazar akşamı mesela?"


"Ben o adamı sevmiyorum." 


"İnsanlar seviyor," dedim. "En çok izlenen programlardan biri. Bizse yeni bir dizinin başrolleriyiz. Geri çevirme ihtimali sıfır. En erken tarihe ayarlamak isteyecektir." 


"Gerçekten sevmiyorum." Aklına bir şey gelmiş gibi duraksadı. Sonra bunu bana anlatmaktan vazgeçti ve sadece yüzüme baktı. 


"Önce ortaya dedikodu salmam gerekiyor," dedim. "Sonra magazin programları atlayacaktır zaten. Söylediklerimi sabahın köründe yaptıkları yayınlarda ikişer saat didikleyeceklerdir. Ee bunun haftasonu magazini, gazetecisi bilmem nesi var... Bir kere de mekandan çıkarken tesadüf eseri basına denk gelsem, onlar da oradan soru yağmuruna tutsa... Böyle adım adım gitmeliyim diye düşünüyorum. Kimse yürekten sevdiği bir ünlüden tek bir sözle nefret etmez. Önce kafalarını kurcalamalıyım insanların. Ki bunu yapmaya zaten başladım." 


"Nasıl başladın?" diye sordu. 


"Galada kavga ettiğimizin, onun beni aldattığının ve uyuşturucu kullandığının falan iddia edildiği mesajları gördün mü bilmiyorum ama onları haber sayfalarına ben attım fake hesaplarımdan," dedim. "Zamanında Yiğit'e gidecek bir işi de Batuhan'a ayarladım. Onu gerçekten iyi bir filmin başrolü olmaktan alıkoydum. Zaten ondan sonra iyice kudurdu beni sindiremediği için."


"Aldatma, sektörün birilerini silmesi için yeterince güçlü bir sebep değil," dedi. "İtibarını lekelemeni sağlar mı? Evet. Ama sana yaşattıklarının bedelini ona ödetir mi? Hayır. Bir yerde eline mikrofonu alıp tacizden bahsedecek misin? Bunu istemediğini hissediyorum Ada." 


"Alnıma mağdur etiketini yapıştıracaklar," dedim. "Konu bambaşka yerlere gidecek. Bana baktıklarında gördükleri şey değişecek. Yiğit'i batırmaya çalışırken kendimi korumanın bir yolunu da bulmam gerekiyor. Çünkü çok üzgünüm ama toplum, tepkilerini her zaman düzgün şekilde vermiyor." 


"Ve mesele burada yine imajına geliyor..."  


"Günün sonunda bunun ne kadar önemli olduğunu göremediğin için kaybedip duruyorsun," dedim. "Mesele yine imajıma gelecek. Hep gelecek! Benden almak istedikleri şey bu çünkü. Ben bir otoriteyim, Ozan. Güçsüz düştüğüm anı görmeyi iple çekenler var. Benim kariyerim, iki erkekle yaşadığım sorunlar yüzünden yön değiştirmeyecek. Zirveye varırsan, orada kalmanın zorluklarını bilir ve buna göre yaşarsın."


"Ve bu sana ne getirir? Türkiye'de en çok takip edilen oyuncu olmayı mı? Markaları, işbirliklerini, prestiji mi? Peki bu senden ne götürür? Uğruna ölecek bir adamı mı? Bir zamanlar mutlu olduğun bir ilişkiyi mi?" 


"Evet," dedim. "Zirve böyle bir yer. Tek kişilik. Bir yanılsama yaşadım ama sonra akıllandım. Giden gidiyor. Annem gidiyor. Menajerim gidiyor. Sen gidiyorsun. Kariyerim benimle kalıyor. Takipçilerim de öyle."


"Fanlarına güvenmezsin bile." 


"Hiçbir zaman beni en yakınlarım kadar kırmayı başaramadılar." Boğazımı temizledim ve ayağa kalktım. "Söylediklerimi bir düşün. Gökhan'la konuş. Ben de Ali Aydemir'le konuşayım. Sonrasına bakarız." 


"Nereye gidiyorsun?" 


"Evime," dedim. "Yarın neredeyse tüm gün setteyim. Ezber yapmam gerekiyor."


"Sabah beraberiz," dedi. "Buradan daha kolay geçeriz sete. İstersen, kal bu gece de." 


Duraksadım ve gözlerim, dudaklarına kaydı istemsizce. "Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum."


"Ben de."


Güldüm. "Yarın görüşürüz o zaman." 


"Ada?" dedi ben koltuktan kalkmış ve ona arkamı dönmüşken. 


"Hım?" 


"Sana aldığım kolyeyi neden hiç takmıyorsun?" 


Doğum günümde hediye ettiği yıldızlı kolyeden bahsediyordu. Buna takılacağını düşünmemiştim. 


"Bıraktığım yerde mi duruyor?" 


"Evet." 


Gözlerinden puslu bir ifade geçti. "Neden?" 


"Çünkü onu bir kez kaybetmiştim," dedim. "Ve yeniden kaybetmekten korkuyorum."


O puslu ifade, yerini bulutların arkasına saklanmış bir güneşe bıraktı. "Yani takmaya kıyamıyor musun?"


"Evet Ozan," dedim. "Atamıyorum, satamıyorum ama takmaya da kıyamıyorum."


🎬


Favori an sahne replik???


Ada ve Ozan’ı yazarken ciddi ciddi delirsem de her şeye rağmen çok keyif alıyorum. Bu da böyle bir ilişki arkadaşlar. Medeni Ozan’a da kanmayın bu arada, neyseeee.


Geleceğe yönelik bir tahmin/bir his ya da gidişat hakkında söylemek istediklerinizi buraya bırakabilirsiniz. Yorumlarınızı okumayı seviyorum. 


Yeniden görüşene dek hoşça kalın, diliyorum ki artık eskisinden daha sık buluşacağız 🧡

Yorumlar

  1. Bence bölümler kısa ya kitap çok akıcı ama bölümler daha sık olmalı bence hadi daha sık olmuyo bari uzun olsun ama yazara da hak veriyorum aynı anda kaç tane kitap yazıyo neyse bölüm süperdi bu arada

    YanıtlaSil
  2. bölümler daha çok ve erken gelmeli ciddi anlamda yetmiyor

    YanıtlaSil
  3. Konu kolye değil ama neysee

    YanıtlaSil
  4. Ya çok güzel bölümler ama daha sık gelsin lütfeeen

    YanıtlaSil
  5. Dorukla Feza masum masum dururken bunların arsızlığı diz boyuuu

    YanıtlaSil
  6. Allah'ım bismillah analizi okuyordum 50ye geldim şimdi hemen bunu okuyup uyucam çünkğ sabahladım ve uyumak üzereyken bölümü gördüm yaşasınnn

    YanıtlaSil
  7. Tamamdırr medeni Ozan'a kanmıcaksak yeni bölğmde biz mahvolduk arkadaşlarr, Teşkkürler ve İyi günler!

    YanıtlaSil
  8. Atamıyorum, satamıyorum ama takmaya da kıyamıyorum…
    Gibi hissettirdi bu bölüm.

    YanıtlaSil
  9. Aralarında çekime her zaman aşık olacağım. Adanın tripleri de sıktı ama artık her bölüm her bölüm (ama olması gerekiyor bisey demiyom) Ozana asıgım gercekten bu kadar ince dusunem biri olamaz. Ama hani artık bi sevgili olun da ayrılırsınız yine nolur ya. Bölümler de cok yavas geliyo ama 3 kitap goturmek kolay is degil emegeinr saglık yazarın

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar

15. "Sende Var Mıyım?"

3. "Anbean"

54. "Yuva"